Star Gazetesi Kitap Eki

14 Mart 2013 Perşembe  12:39

Yeryüzündeki Halife: İnsan… 

ABDÜLKERİM KURAL

Daha önce insanlar ve insancılar, benlik, bilinç ve vicdan ile muttaki ile okur karşısına çıkan Gürsel Tokmakoğlu, bu üçlemenin devamı mahiyetindeki Halife’yi de tamamladı.

Kendisini Müslüman olarak niteleyen insan, yaptığı işlerden önce “Eûzu besmele” çeker ve “Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman ve Rahim adıyla!” der. Bu temel ibarede 3 taraf vardır; Âdemoğlunun kendisi, İblis ve Yaratan. Gürsel Tokmakoğlu’nun Halife adlı eseri de, iki iradeli yaratılmışlığı, İblis’in Âdemoğluna “düşman” olmasını ve Yaratan’ın vahiy yoluyla ilettiği mesajları kendisine temel almış. İblis’in düşmanlığı, büyük ölçüde Âdem’in “Halife” olarak tayin edilmesi üzerine ortaya çıkan bir durum. Bu yaklaşımla yazar, halifelik konusunu en başından itibaren incelemek gereği duymuş. Eserin ortaya çıkış nedeni olarak dikkatler bu istikamete çevrilmiş, odak noktası burası.Tokmakoğlu kitapta; İnsan ve Âdem, Halifelik, Düşmanlık, Gerçeklik ve Bilimsellik, şeklinde savlarını ortaya koyarak bir analiz-sentez örgüsü gerçekleştirmiş. Kur’an’ı okumak “kâinatı doğru okumakla” ilişkilendirildiğinde ve bir Müslümanın gününü “yaşayan bir Kur’an” olarak geçirmesinden bahsedildiğinde; genel resmi bir bütünlük içinde görmenin zarureti ortaya çıkmakta. Dolayısıyla bu eser, elementer başlangıçtan kâinatın geneline ilişkin temel ve hassas noktalara değinerek belirli bir tutarlılığı tarif etmekte.

ÜSTÜN İNSAN TANIMININ KÖKENİ

Bugünün insanı “antropomorf” bir hayvan değil, halife olan “en üstün varlık”. Bu üstünlük esasında Batı tasnifinin “homo sapiens” olarak tarif ettiği “modern insan”a tekabül etmekte. Ancak üzerinde belirli tartışmaların yapıldığı evrimsel takıntılardan uzak kalındığında görülecektir ki; “İnsan yaratıldı ve Âdem tayin edildi” temel düşüncesi bizi bilimsel gerçeklerle de buluşturacaktır. Batı felsefesinin konuya ilişkin özgün bir kritiği yapılmakla beraber, bilimsellik esaslı çalışmaların asla yadsınmaması gerektiği üzerinde de durulmaktadır.

Bütünüyle bu eser, insana ait bütün konuları entelektüel bir bakış açısıyla ve Kur’an’ı referans alarak tartışmakta. Yazar, yaklaşık dört milyar yıl öncelerden itibaren incelediği süreci Hz. Muhammed zamanına getirerek tamamlıyor. Parçacık bahsinden, organizmadan, genetikten, davranışlardan, dünyanın gerekli gelişme ortamını hazırlamasından, jeolojik evrelerden ve antropolojik bulgulardan bahsediyor. “Üstün insan” tanımlı Âdem’in öncekilerden var olan farkını ortaya çıkarıyor. Halifeliği tanımlıyor ve bunun getirdiği sorumlulukları açıklıyor, Âdemoğlunun amelî, ruhanî, iradî ve bilgin taraflarını tartışıyor ve sonrasında da bir halife olarak, Âdem merkezli bakış açısıyla işlenen konuları birbirine bağlıyor.

Okuyucunun yararlanması açısından eserin içinde geçen süreçler bir “Zaman Dizini”, terimler bir “Sözlük” halinde, “görseller” yerinde harita ve resim olarak ve Kur’an’dan alınan referanslar bir “Ayet Dizini” şeklinde sunulmuş. Fikir ayrılıklarına zemin hazırlayan bir bakış açısını tasvir etmek için iki alegorik öykü ile konu desteklenmiş. Manadan maddeye, maddeden manaya olan dönüşümler içinde her bir ayrıntı etraflıca incelenmiş.

Kaynak: http://haber.star.com.tr/kitap/yeryuzundeki-halife-insan/haber-735896

 


 

 

Star Gazetesi Kitap Eki

05 Eylül 2012 Çarşamba  08:05 

Batı medeniyeti insanı suistimal ediyor!

KEREM YEŞİLTAŞ

Bestekâr, şâir, edebiyatçi, ressam… asker görmüştük de, felsefe ile meşgul olanı herhalde nâdir görülür. Askerlik mesleğinde kariyer sahibi olmuş, emekliliği sonrasında üretken bir portre görünümü çizen Gürsel Tokmakoğlu’nun birbiriyle ilişkili üç kitabı, İnsanlar ve İnsancılar, Benlik, Bilinç ve Vicdan ile Muttaki İz Yayıncılık tarafından peşpeşe yayınlandı. Kendisiyle kitapları merkezde olmak üzere konuştuk…

Gürsel bey, emekli bir askersiniz. Askerlik mesleği emir-komuta zinciri içinde çalışmayı gerektiriyor. Oysa felsefe, zihnin özgürce düşünmesiyle üretim gösterilebilecek bir saha. Kızgın kumlardan serin sulara atlamak sizin için güç oldu mu?

Sanırım kişiliğimde okumak kadar sormak da var. Sordukça kavramlarla tanıştım ve derinleşmeye gayret ettim. Bu nedenle askerlik yaşamım boyunca farklı biri olarak tanındım, kalıplar içinde kalmanın şikayetçisi oldum. Bir davranış türü olarak, öğrendiklerim, düşündüklerim ve hatta kendi kendime sorguladıklarım ile yaşadıklarımı buluşturmaya gayret ettim. Emekli olduktan sonra yaşamımı tamamen değiştirdim. Kurumsal yapıdan çıkınca, bütünüyle bir birey olmanın getirdiği gücü de kullanarak, kendime mütevazı bir dünya inşa ettim. Söylediğiniz gibi, serin sulara özgürce kendimi bıraktım.

İlk çıkan kitabınız İnsanlar ve İnsancılar. İkisi arasında ne fark var? İnsancı kimdir? Bu kitapta neyi ortaya koymaya çalıştınız?

İlk kitabımda kolajlar var. Kavramların inşasını alegorik anlatımla işledim. Sonra, belki biraz sıkıcı taraf gibi görülebilir, işin kitabî kısmında kaldım. Burada kavramları kendi bakış açımla inceledim. Günlük yaşamı düzenleyen ve aslında bizlerin önemsemediği kavramlar dünyasını sınıflandırdım. Merkeze insanı koydum. İnsanla insancıyı ayırdım. İnsancı, insanı istismar etmek ve kendine çıkar sağlamakla ilgilenen aramızdaki ve hatta bazen üstümüzdekilerdir. Buradaki vurgu, insanı ilahlaştırma gayretinin varlığıdır. Kavramlarda bu istismarcıların yerini işaret ettim. Peki, bu hayat sadece kitabî mi? Son bölümde de, çeşitli süreçler üzerinde bahse konu kavramların evrilmesini işledim. Tarih, sosyoloji, ekonomi ve biraz da politik konuları ayrı değil de birlikte inceleyince belirli bir bakış açısının kendiliğinden oluşabildiğini ispata çalıştım. Bu arada modernizmin ve postmodernizmin bir analizini de yapmış oldum.

Üçlemenin ikinci kitabı Benlik, Bilinç ve Vicdan. Başrolde de “vicdan” var. İkinci kitabı nasıl okumalı insanlar?

İnsanlık tarihi içinde vicdan konusu bile bir istismar vesilesi olmuş! Bu hususa daha derinden bakınca, dünyaya baskın tavrıyla belirginleşen Batı’nın “ruhunu doktora götürebilen” bir anlayış içinde olduğunu kritik ettim. Batı’nın bize işaret ettiği “insanın iç dünyasının” tek bir paket ve ruh olarak göstermesinin, Allah’ın insana verdiği ilahi özü görmezden gelmek anlamı taşıdığını tespit ettim. Fikrimce bu sapma bir söylem olmanın da ötesinde, adeta vicdanları kanırtan derin bir saldırıdır. Okurların, insanı insan yapan nefsin (benliğin) sorunlarını doktora götürmenin veya rehabilite etmenin taraftarı olmasını arzuladım, ilahi özün değil!

Üçlemenin son kitabı olan Muttaki’nin daha önceki iki kitabın “mütemmim cüz”ü olduğundan bahsedilmiş. Bu yoruma katılıyor musunuz?

Muttaki de son değil, bundan sonra inşallah konuyu Âdem’e getireceğiz. Ben sondan başa gitmeyi tercih ettim. Yaşamın karmaşasında insanı özüne taşımaya çalıştım. Sorunlar aynı olunca anlatımlar da “mütemmim cüz” oluyor haliyle. Ama böyle bakılmasa da olur. Tek başına Muttaki bile sadece insanın takva ile münasebetini açıklayan yan bir açıklama olmanın ötesine geçmekte ve işin başlangıca, varlık kavramına dayandığı olgusuyla ilgilidir. Ayrıca Muttaki’de bir de “yetkin insan” kavramını ortaya koydum. Bu, iman sahibi ve ahlâkî kemâli olmayan ama kendine yeten bir insandır. Bu dünyanın yönlendirmesi insanı yetkin yapmaya doğrudur. Bu tehlikeyi sezinleyip Muttaki’yi yaşamda aktif bir aktör olarak göstermeye çalıştım.

Eserlerinizi okuduğumuzda gündelik politikaların tesirinden uzak, sorunlara daha kuşatıcı perspektiften bakan entelektüel bir insan profili ortaya çıkıyor. Bu noktaya gelmenizde aldığınız eğitimle ilgisi var mıdır?

İşaret ettiğiniz gibi gündelik politikalardan pek hoşlanmıyorum. Bir yerde politika, kavramları inşa edenlere yön verenlerin işidir. Bize gereken ise barış ve huzur ortamında filizlenebilmektir. Yaradan’ın görmek istediği insan halinde kalabilmenin çabasıyla ilgilenmektir. Eğitim süreçlerinin mutlaka katkısı var. Ama yine iş dönüp dolaşıyor “insancı” olamamaya geliyor. Bu eğitimin de ötesinde, tamamen bir tercih konusudur. İster kişisel deyin, ister siyaset deyin; yaşamın içinde insanlar var, liderler ve hatta bütün insanlığı ilgilendiren baskın küresel çizgiler var.

Kaynak: http://haber.stargazete.com/kitap//kitap/bati-medeniyeti-insani-suistimal-ediyor/haber-609825/haber-609825#ixzz2ewd9AVIw


 

Aktuel Dergisi


 

Kazakistan’da Çıkan Gazete Haberi

15 Nisan -01 Mayıs 2004 Resim Sergisi ile ilgili Kazakistan’da çıkan Gazete haberi.