Küresel Isınma ve Türkiye

İklim değişiklikleriyle veya küresel ısınmayla ne kadar ilgiliyiz? Gün geçmiyor ki insanlar bu konudaki endişelerini bildirmesin. Ancak Türkiye’nin bu konuda ciddi bir çabasının olduğunu söylemek oldukça güç. Demek ki konu bizimle pek ilgili değil! Böyle mi anlamalıyız? Hayır!

Bakın aşağıda NOAA kaynaklı henüz yeni sayılan bir harita var. Türkiye Ocak 2014’de ortalama sıcaklıkların çok üzerindeki bir iklim kuşağında görülüyor. Dünyanın çok değişik yerlerinde ise rekor sıcaklıklar görülüyor.

En başta tarım ve hayvancılık, kuraklık, beslenme zincirleri problemleri gibi doğrudan etkilendiğimiz konular var ki, bu önemli konuları ne şimdi ne de gelecek nesilleri düşünerek görmezden gelmek olur. Dahası, uluslararası anlaşmalara ve izleme toplantılarına arka iskemlelerde oturup rapor kopyalayıp getirmekle bize düşen sorumluluklar yerine getirilemez. Havayı kirleteni değil tespit etmek, edilse bile trafik cezası eşiti bir önlemle milli hassasiyet göstermek ciddiyetten bir hayli uzak görülmektedir.

Son Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Zirvelerinde yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği konuları enine boyuna tartışıldı. Bu açılardan atılacak adımların giderek endişe veren küresel ısınmaya çözüm olarak görülmesi mümkün mü? Bununla bile ilgilendiğimizi zannetmiyorum.

Varşova Tebliği kapsamında fosil yakıt kullanımı ile ilgili önemli teknolojik arayışlar var. Dünyadaki değişik uygulamalar emisyonu kontrol etmek için yeterli disiplini sağlayamıyorken, iklim değişikliğinin hızı alınması gereken tedbirleri geçeceğe benziyor. Ülkemizde bu konu hangi mertebede konuşuluyor? Sanayicilerin kullandıkları karbon filtreleri yeni teknolojilere göre yeterli mi?

Bazı çevreler okyanuslarla atmosferin kendini tamir etmesiyle ilgili süreçleri romantik şekilde ortaya atıyor. Ama bana öyle geliyor ki bu duygusal açıklamalar son iklim zirvesiyle son bulmuş olmalı. Bilimsel kanıtlarla “insanoğlunun eli” olumsuz değişimden tam olarak mesul görülmüştür. Doğal oksijenlenme süreçleri kirlenmeye oranla daha yavaş ilerleme göstermektedir.

Aşağıda NASA kaynaklı bir resim var. 2099 yılı dünyanın kuzey kutbundaki ısınmanın bir örneği yapılmış. Eğer bu gidiş durdurulamazsa kutupların ne şekilde eriyeceği, denizlerde ne gibi bir değişim yaşanacağı hakkında bir fikrimiz var mı?

Karbondioksit (CO2), insanlar tarafından üretilen en önemli sera gazı olarak ilan edilmiştir. Çok genel bir ifade ile bugün bilim atmosferdeki 2 trilyon ton olan CO2 miktarına son 250 yıl içinde (özellikle sanayileşmenin artış gösterdiği son yüzyılda) 575 milyar ton karbon artışı ortaya çıkmış ve bu sebeple yerkürenin yüzey sıcaklığında 1 °C’lik fazla ısınma meydana gelmiştir. Salınan karbonun miktarına koşut olarak gözlenen bu tırmanma ile 2040 yılında yüzeydeki sıcaklığın 2 °C’lik bir artış göstermesi ile önemli değişiklikler meydana gelebilecektir. Eğer alınan tedbirler çok başarılı olsa bile etkileri 2050’lerde görülebilecektir. Bu tablo işlerin yolunda gitmediğinin de bir açıklamasıdır.

2013 yılı son aylarında gerçekleştirilen etkinlikle İklim Değişikliği Hükümetlerarası Paneli (Intergovernmental Panel on Climate Change-IPCC) Beşinci Değerlendirme Raporu hazırlandı. Bu rapor öncekilere göre daha cesaretli bulundu. Hesaplara göre küresel sıcaklık 1951 yılından bu yana her 10 yılda 0.12 °C oranında artmaktadır. 1998 yılından bu yana ise oransal tempoda azalma görülse bile ısınma devam etmektedir. Bu dönemde ısınma oranı 10 yıl başına 0,05 °C’dir. Geleceğe dönük hesaplamalarda yılda 0.01 °C’lik artışlarla bile ısınma sürse tehlike devam etmektedir. Ayrıca bilim insanları rakamsal büyüklüklerin yanı sıra, meydana gelen kuzey-güney yarımküre etkileşimlerinin dikkat çekici olduğunu işaret etmektedir.

Batı kültürünün insanlığa aşıladığı endüstriyel verimliliği artırıcı yöntemleri ve alışkanlıkları, ortak ihtiyaç ve tatmin sistemini tanımlamış ve bugün küresel kültür anlamında yaygınlaşmıştır. İşin kötüsü, bu süreçteki birçok zorlamalar ve acelecilikle meydana gelen uygulamalar dahi insanlık için “doğal” sonuç şeklinde gösteriliştir. Yani dünyada insanoğlu diye bir varlık varsa, sorumsuzca üretir-tüketir, çevre ve diğer doğal yapı bundan olumsuz etkilenir, emisyon artar, küresel ısınma doğal bir sonuçtur… Gidişat bu mu?

Bir zaman tünelinden geriye gidip tarihi tersine çevirmek mümkün olmadığına göre bu ısınmanın maruz bırakacağı etkilere de insanlık hazırlanmak durumunda değil mi? Örneğin ülkemizde bu açıdan alınan tedbirler neler? Yabancılara emlak satışlarında gerekli düzenlemeleri iklim senaryolarının çokça konuşulduğu tarihlerde süratle yapmak, küresel tedbirler manzumesi içinde mi hesaplandı yoksa? Bu, biraz pesimist bir yargı ama yine de konuyu önemsetmek adına ortaya atılması gereken bir iddia olarak görülmelidir.

Eğer milyarlık nüfusunu durduramayan ve elinde dolarlar biriktiren Çinli bu hızla yerküreyi daha da kirletirse, yakın zaman sonra tatil beldelerimizden başlayıp arsa alımını da artırırsa, bir orada bir burada yaşam şekliyle, giderek topraklarımızda nüfus değişirse, bunun anlamı ne olacak acaba? “Para kazanıyoruz, sen boş ver o endişeleri” mi demeliyiz? Yoksa, “Amerika, Çin ve diğerleri bir çırpıda tedbir yaratmaya önderlik edecek, yenilenebilir enerjiyi kullanacak ve doğa da kendini onaracak, sorun ortadan kalkacak” mı diyeceğiz? Olup giden her şey doğal mı? O halde vizyon, projeksiyon, planlama veya politika ne demek oluyor?

Bu işin uzmanları küresel politikaların disiplinle uygulanmasında diretmektedirler. Ama sanki birer tavsiye anlamı taşıyan tebliğlerin başarısı, kümülatif açıdan doğrudan kazanç sağlayamazken, bireysel olarak bizlere hiç yarar getirmemektedir. Bu konuda da başkalarının eline bakmak gibi kötü bir tablonun da ortaya çıkması beni derinden üzüyor. Şu 50-60 yılda hızla değişen yaşam sürecinde, “Bari kültürümüze, değerlerimize ve toprağımıza sahip olabilseydik!” diyesim geliyor. Sanayileşeceksek bile; öznel kaynak-ihtiyaç hesaplarımızla, tarzımızla ve tempomuzla ilerleseydik!

Her şeyi küresel, kapitalist, serbest piyasa şartlarında olsun, ilerleme bu yöntemle olsun istiyoruz ya; özel sektör sorumlu, alan-satan sorumlu, devlet standart koyucu ve denetleyici diyoruz ya; peki, sonuç ne? Küresel düzenin standartlarının yardımcılığını mı meşrulaştırıyoruz? Gelecek kuşaklar bize bu anlamda ne diyecekler acaba? Dedelerimiz bir sele kapılmış, gitmişler mi diyecekler?

Başta Batı olmak üzere ileri ülkeler ve küresel şirketler; fosil yakıtlardan salınanları yakalayıp, depolamak ve tekrar toprağa gömmekle ilgili teknolojiyi makul fiyatlarla ürüne dönüştürmeyi, geri dönüşüm tekniklerini artırmayı, temiz yakıttan daha fazla enerji elde etmeyi tartışıyor. Biz ise nereden, ne kadar ucuz fiyatla alacağımızı belirleyecek anlaşma teknikleri geliştirmeyi hesap ediyoruz.

Eğer Avrupa Birliğine girebilseydik, ister istemez bazı tedbirleri eş zamanlı alabilecektik. Şimdi bazı kesimler bunu da istismar etme peşinde; “Tedbir al dediklerinde nasıl olsa kredi de verirler, alır kullanırım,” düşüncesi içinde. Zira Avrupa Birliği 2030 Planı’nı tatbike koydu bile.

Küresel iklim senaryoları sadece Hollywood filmlerinin işine yarayan birer çalışma değildir. Dünya bu işle ciddi olarak ilgilenmektedir. Türkiye günlük yaşamı seçmektedir. İleri hesaplamaları yaparak ilerleme gösterememektedir.

Muttakilik konu ile doğrudan ilgilidir. Esasen; kirletmemek, kararınca tüketmek, kaynakları doğru kullanmak, doğadaki her türlü varlığa belli bir anlamla yaklaşmak gibi temel inanışa sahiptir. Muttaki her şeyden öte çıkan yangını da görmezden gelemez. Bu konuda bilinçlenmek ve sorumlulukla hareket etmek başka bir şeydir, “ne gelirse Allah’tan,” demek başka!..

Görüş Gönder

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.