Adamsendecilik Üzerine

Kolay bir söylemden yola çıkalım; adamsendecilik ne demek, ona bakalım. Muttakilik anlayışını bu söylemle açıklayalım. İnsanımızın adamsendeci olmamasına bir katlım olsun istiyorum. Çünkü, uzaktakiler neyse de, etrafımdaki insanların “bana ne” demelerini pek kabullenemiyorum. Bu söyleme bir im koymayı amaçlıyorum.

Tereddütsüz “bana ne” demeyen Yaratan’ın idrakiyle başlayalım düşünmeye. Yaşamı boyunca, peygamberlik öncesi ve sonrası, son nefesine kadar hiç “bana ne” demeyen insanlık önderi Hz. Muhammed’in (s.a.s.) örneğine bakalım.

Buradan hareketle benim öğretim der ki; Muttakinin en belirgin işaretidir “bana ne” dememek!

İlk bakışta adamsendeciliğe bir ahlak konusu bağlamında da yaklaşabiliriz. Ahlak konusunda en önemli söz Hz. Muhammed’e (s.a.s.) ait: “Ben güzel ahlakı tamamlamaya geldim.” Böyle bir örnek kişilik acaba “bana ne” diyebilir mi? Peki, “bana ne, sana ne?..” denmesi nasıl bir dünya algısını inşa eder? Hangi toplum bu söylemle temellerini sağlam atabilmiş olabilir?

Yaşamımızı gözden geçirelim, acaba hangi hallerde ve kaç defa “bana ne” demişizdir? “Bana ne” demeden yaptığımız en küçük işten en büyüğüne bir düşünelim. Göreceğiz ki birey olarak en önemli işlevimiz bu ifadeyle somutlaşır. Adamsendenin karşılığı “sorumluluk duymaktır”. Sorumlu olmak, bu duyguyla yaşamak demek, en basit anlatımıyla Muttaki olmak demektir.

Muttaki, inancının mesnetine bağlı şekilde adamsendeci olmamak için titizlik gösteren ve hakkınca sorumluluk duyan, üstün iradesinin gereğiyle adımlarını doğru bir hesaba bağlı atan insandır.

Bir birey düşünelim: Kendince inançsız olduğunu söylesin, ama yaşamında büyük oranda “bana ne” dememeye özen göstermiş ve sorumluluğunun idrakinde biri olsun. Bu kimsenin ara sıra duyulan “bana ne” ifadelerini bir yere not alın. Bir diğer birey düşünelim: Kendince inançlı olduğunu iddia etsin. Referansları belli ama içselleştirmediği bilinç sistemi gereği belli oranda dile getirdiği “bana ne” ifadeleri var. Bunları da bir yere not alın. Şimdi de bir eşitlik kurmaya çalışın.

Bu eşitlikten şu sonuç çıkar: Asıl amaç içinde körlüklerin olmadığı bir inançtır, bilinçtir, bilerek ve isteyerek sorumluluk gereği işleri yapmayı tercih etmektir; imkanları, nedenleri ve amaçları içselleştirebilmektir. Yoksa sorumsuzluk, dikkatsizlik, “bana ne” denilerek atılan adımların vebali ile dolu bir yaşam gerçekleşir ve sonu hüsran olabilir.

Takdir, asla “bana ne” demeyenindir. Takdir O’nundur ki; peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Kainatta her anı gözleyen ve gelişime müdahil olan ancak O’dur. Öyleyse insan gaflete düşüp neden “bana ne” der? Bu aymazlığı hangi bahane ile açıklar?

Bir bilinç düşünün ki kendi bilgisine “bana ne” desin, olabilir mi? Mümkün değil!

Örneğin sera gazı etkisinden, atmosfere salınan istenmeyen gazlardan bahsedilir. Sebep olunan iklim değişikliklerinden, nesli tükenen canlılardan bahsedilir. Bunlar “adamsende” denecek işler mi? Egzozundan kara dumanlar atan aracınızın kontağını çevirmeye görün; bu işleri bir yana koyup, “yeter ki ticaret olsun, ekonomi dönsün” diye düşünen Sanayi ve Ticaret Bakanlarını düşünün; günlük yaşamımız da bile ne denli görmezden gelinen konu var, değil mi?  Bazı çevreler “bunlar da doğal” demektedir. Yaşadığı dünyaya insan etkisinin sorumsuz adımlarını meşrulaştırma gayretinde olan adamsendeci bu kesimin yaklaşımları hiç kabul edilebilir mi?

Hatta bana soruyorlar: “O halde Muttaki olmak mümkün değil” diye. Zaten yanlışlıklardan sakınmak bir gerekliliktir. Sorumluluğu yaşama uygulama azmi göstermek bir erdemdir. Doğru olanı yapmaya niyetli ve istekli olmak hedeftir. Zaman içinde yanlıştan aşamalarla sıyrılarak ileri gelişim göstermek mümkün olabilecek bir yöntemdir. Bu zorunlukları bertaraf ederek azimle ve sabırla yanlışların terk edilmesini başarmak, bunu bilinci içselleştirmek, takvayı ispattır. Giderek ideale, kamil olmaya yol katetmektir… Anlaşılmıyor mu?

Çokça tartışılan bir örnek var. Kur’an’a göre faiz yemek haramken, bankadan faizle kredi aldınız, kullanıyorsunuz. Ne yaptığınızı biliyor musunuz? Biliyorsanız, eylemi bilerek yapıyorsanız bunun anlamı başkadır. Kazanç-zarar hesabından kendiniz sorumlu olursunuz. Süreci hesap ediyorsunuzdur, büyük ihtimalle mecburiyetleriniz vardır, buna bağlı hareket ediyorsunuzdur; işte bu halde bir kandırmaca yoktur, dürüstlük vardır. Doğru ve dürüst olmak en değerli ödevdir.

İlkeyi biliyor ama önce kendinizi aldatacak usullerle, hatta bu usullerle (haşa) Allah’ı (c.c.) aldatmayı dahi göze alacak türden cin fikirleri öne sürerek, sorumluluktan kurtulduğunuzu iddia ediyorsanız, bunun da anlamı başkadır. Bireysel tercihler neyi, nereye kadar sakınma iradesiyle başarıya yönlendirir? Haliyle bunu bir bireyin kendisi, bir de Yaratan’ı bilir. O’na ulaşan takvayı da elbette kendisi bilir ve değerlendirir.

İnsanoğlu için asıl olan şudur: “Bana ne” dememek! Yanlışsa bile, açıkça “ben yanlış yaptım” demek!.. Geçtim ahlaklılığı, imanlı olduğunu iddia eden bir kimse bunu mutlak surette yapar.

Bir lider “bana ne” diyebilir mi? Bir bürokrat veya sorumlu, atanmış, o işten ekmek yiyen biri yapması gereken işi için “adamsende” diyebilir mi? Bir komutan, şef, amir “bana ne onlardan” diyebilir mi? Yere düşeni gören, yanlışı fark eden “bana ne” diyebilir mi? Medya çalışanı, basın mensubu, sanatçı veya entelektüel “olsun varsın, boş geç” der mi? Bir mühendis kendince yarattığının insanları yok etmesine razı olabilir mi? Eğer insanoğlu ise üstün iradesine dayanarak etrafını umursar olması gerekir.

Hatta inançlıysa asla dememesi gerekir. Çünkü yalnızca maksatlı şekilde “adamsende” diyen ve insanın iradesine etki edip onun sapmasını isteyen, insanın asıl ve ezeli düşmanı, vesveseci, bir tür görünmez, sinsi ve dönek olan yılandır. Eğer bir inanandan “bana ne” sözünü veya tavrını duyuyor veya görüyorsanız, bilin ki şeytan o kimseyi ele geçirmiştir.

Bazılarının gözünde büyüttüğü “düşman” nedir ki, sadece yanlış yap diyen bir vesvese! Düşmana bakın; ekonomik çıkar elde etmek, kendi bildiğince yönetmek, amaçları için iktidarı ele geçirmek, hükümdar olmak amaçlı güdülerin zalimliğe kayması düşmanlık değil mi? Koca Dünya Savaşları’nı yapan, milyonları öldüren, aç ve sefil bırakan insanoğlunu buna zorlayan neydi ki? “Benim dediğim doğru, seninki yanlış; bana ne, sana ne…” değil mi?

Bana necilik ileri gider ve sana neciliğin doğuşunu onaylar. Bunların hepsi adamsendecilik adınadır. Ortamda ben ve sen olur, ayrışma ve çatışma olur; benim doğrum ve senin doğrun olur; “ben bu kadarından sorumluyum, sen değil, sınırını bil, git başka yere…” olur. Az olursa sönümlenebilir de, çoğalırsa toplumsal tıkanıklık olur.

Akıl ne için var ki? Akıl doğruyu düşünemiyorsa, idrake bir pencere açamıyorsa, sürekli “ben, sen, o” demek niyedir?

Sizce “adamsendecilik” bencillik mi? Biraz öyle… Biraz bencil, biraz korkak, biraz hasis, biraz kurnaz, biraz sinsi, biraz uyumsuz, biraz vicdansız; velhasıl sorumluluktan bihaber! Yani işin bir ucunda gaflet ve dalalet var!

Ey dostlar! Öyleyse nedir bu vaziyet? Neden “adamsende” der gibiyiz? Unutmayalım! Kabul etsek de etmesek de, “Allah’a (c.c.) ulaşan yalnız takvamızdır.” Takva ise “sorumluluk” duyarak yaptığımız işlerdedir. Yoksa sorumluluk duymuyor muyuz? Bunun için kulağımızı ve gözümüzü yeterince açmıyor musunuz? “Hiç görenle görmeyen bir olur mu?” Bizim yapabildiğimiz bu mu?

Görüş Gönder

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.