Güncel Normal İnsan Sorunu: Şeytan Güdücüler

Ortada çözülüp çözülmemesi bile düşündürücü bir mesele varsa yutkunmak bile güçleşir. Konjonktür açısından gerçekler ortada duruyor, iki kere iki dört eder gibi. Hatta canımızı yakan çok belirgin olaylar haftada bire indi, korkutuyor, endişelendiriyor. Konu geliştikçe insanın; aman uzak dur, bu işlerde arapsaçı olmuş çok nokta var, adım atarsın ama eline ayağına dolanır, diyesi geliyor. Yine de uzak durmak mümkün değil gibi.

Durum giderek kötüleşiyor ve bir o kadar da karmaşıklaşıyor. İnsanlık adına bir politika izliyorum; temel politikam şeytana yani kendi içimdeki düşmana uymamak oluyor. Şeytan dışındakiler benim Adem’den dolayı kardeşlerim; bu bir bakış açısıdır. Başka bakış açısı daha var bunun, yani ters bir taraf görüyorum. Nedir bu? Benimki gibi her kardeşimin içinde de bir şeytan olmalı, farkında olsa da olmasa da. İyilik de kötülük de insanın içindedir; kimseye garantör olamıyorum, sadece kardeşlerimin hareketlerine bakıp bir adım atana on adımla yaklaşıyorum. Politikam budur. Onlarla değil savaşmak, öyle bir barış halinde olmalıyım ki kötü niyetli insanlar insafa gelsinler; değil mi? Böyle bir amacım var, belki hayal ama istiyorum ve buna inanıyorum. Düşmanlık sakınılacak bir konudur; değil mi?

Şimdi başlıklar halinde bakalım, meseleler neler?

  • Evrensel bağlamlı olanlar: “İslamofobi”, “Terör” ile İslam’ı aynı bağlamda görme veya gösterme, köklü Binyılcılık akımının Müslümanlar arasında karşılığı olan “Cihatçılık”, “Ortadoğu” coğrafyasındaki yeni siyasi harita çalışmaları ve “Mezhepçilik”.
  • Türkiye açısından meseleler: Evrensel-köklü Binyılcılık akımın kendi kültürümüzdeki izdüşümü olan “Dar-ül Harp” fikrindekiler, “Ilımlı İslam” akımı, “Mezhepçilik” düşüncesi, din olgusunu “devlet politikası” yönünde aracı yapmak.

Bu meselelerin her birini bugüne dek derinlemesine bu sitedeki yazılarla incelemiş bulunmaktayım. Buradaki soru ne? Bu meseleleri bilip bilmemek mi? Hayır. Peki ne? Bir ileri aşamadan bakmamız ve her bir meseleye hangi taraftan bakmak icap ettiğini çözmemiz gerekiyor.

Türkiye’de nefes alıp vermekteyiz, yurdumuz burasıdır. Yurt bizde namustur. Tarihimizi biliyoruz, geçmişteki hatalardan da bir sonuç çıkarabiliyoruz. Geleceğe ilişkin bazı sorunları çözmek de gerekiyor ki neslimizin önünü açalım, onlara yük bırakmayalım. Ben kendince sorumluluk duyanlardanım, siz başka tanımlarla gelebilirsiniz, yeter ki insanlığa yarayan olsun; amaç insanı istismar ederek bir yerlere varmak isteyenleri dışlamaktır. Esasen ne bu ülkede ne de dünyada bu tip sözüm ona açıkgözlere ihtiyaç yoktur.

Duruma nasıl bakmak gerekiyor? İki soru var: “Kontrol kimde?” ve “Kim ne kazanır? Şu an birileri kontrolü ele geçirmek mi istiyor? Mücadele bununla ilgili mi? Yoksa zaten ortada kontrolü elinde tutanlar var ve onlar diğerlerini karşılarına alarak sistematik-kontrol edilir mi kılmak istiyorlar? Yani oyuna gelen bir taraf mı var? İşte muamma bu noktadadır.

Ancak!.. Müslümanlara ve diğer inancı arayanlara en son ve toparlayıcı kitap olarak Kur’an ilahi yol gösterici hüviyetiyle ortada duruyor. Mesele daha belirgin şekilde Hz. Muhammed (SAS) vefat ettikten hemen sonra ortaya çıkan ve giderek gelişen, daha sonra Abbasi ve Emevi zamanlarında üst sınırlara taşınan ve kökleşen, Kur’an’ı başka girdilerle birlikte okuma ve anlama kültürünün veya buna bağlı yürütülen politikaların geliştirilmesiyle belirginleşti. Şimdiye dek el üstünde taşınan ve fırsat bulunduğu anda körükle harlanan yanlışlar buralardan itibaren sistemleştirildi ve istismar edilen noktalar aranıyorsa buralarda bir yerlerde aranmalıdır. Cevaplar doğruymuş gibi üzerinde ısrar edilen ve din zannedilen ama aslında tamamen başka bir şey olan bir inanç sisteminin gelişiminde aranmalıdır. Zorluk budur.

Politika, hele günümüzde bir kaçış noktası olmayan küresel politika çok şeyi kontrol ediyor, insanların neye, nasıl, ne kadar inanacağına dair belirginleştiren noktaları öne sürüyor; bir anlamda, Müslüman olsun veya olmasın, bireye, “İnanıyorsan bunu seçmelisin,” diyor. Bu bir yönlendirmedir.

Halbuki yaşam içindeki seçimleri kimse etkilememeli, birey kendinden sorumlu olmalı; birilerinin çok bilmişliklerini ve hatta uzaktan kumandalı sözcülerin etkisindekileri kenara koyabilecek iradeyi gösterebilmelidir.

İrade! İşte mesele bu kelimenin muğlaklığında… Ben bireysel açıdan bir yol arıyorum, politikam bu, sınavım da bu: Karşılaştığım seçim noktalarında ben kendi irademi ortaya koyuyorum ve sahih olana bakıyorum; başkalarınınkilere değil.

Muttakilik bunun için önemli, iradeli insanı işaret ediyor, sorumlu ve barışçı ol diyor. Kimin ne kazanacağını hesap ediyor, kontrolün kimde olduğunu görebiliyor; en azından vicdanı rahatlatacak mertebelerde… Bu ise ahlaklı olma pratiğinin asıl açıklamasıdır, durumu böyle görmektedir. Hem inandığını söyleyen hem de ahlaksızlık eden hokkabazdır, münafıktır; muttaki böyle düşünendir.

Buna karşılık durum bir vahamete doğru sürükleniyor, Türkiye’de son zamanlarda yaşananlar hiç de iyi görünmüyor. Hak ile batılı birbiri içinde karıştıran, eğitimsizliği ve bilgisizliği statüleştiren bir toplum yaratma çabası var. Kültür olgusunu sahih olanla karıştırıp gelenekçilik yapanlar var. İşin kötüsü bu her ne ise iyi olsun diye yapılıyor, buna inananlar öyle diyorlar ama nafile. Böyle düşünülmesi istendiğinden dolayı ve durum bu katmerli hatadan dolayı çok daha vahim. Ölçü mü istiyorsunuz; adalet, eşitlik, yasallık, şeffaflık arayın bakın, sonucu göreceksiniz.

Yasaları kılıfına uydurmak veya yasal boşluklardan yararlanmak da neyin nesi; hem de yasaları korumak ve yasaları yazmakla ilgililer için durum bu ise? Dikkat edin bunlara; kim ki yasaları hiçe sayan bir üsluba sahip, bir sıkıntı vardır tam da o noktada.

Size soruyorum; kontrol sizde mi, başkalarında mı? Sizi bilmem, ben bu soruyu kendime sorduğumda adeta içim daralıyor. Cihatçılar, Terörden beslenenler, Dar-ül Harpçiler, Ilımlı İslamcılar ve Mezhepçiler çıkıp söylesinler, asıl kontrol kimde ve sonuçta kazanacak kim? Bağnazlar, yobazlık yapanlar, bilimden kopanlar, cahillerin peşine takılanlar, toplumda başka türlü statüler inşa edenler ve bir hayal aleminde gezenler söylesinler, bu soruların doğru cevaplarını emin bir şekilde biliyor musunuz? Belki şeytan sahih olan yolun üstüne böyle çörekleniyordur; insanın içinde ama insanı saptıran. Ya kardeş bildiklerimin şeytanlıkları? Ben onlara yine de barışçı olmalıyım. Kendiniz düşünün ve söyleyin. Eğer sizler yaşamınıza nasıl bir iradeyle müdahilseniz, ancak o kişisinizdir; layığınızı da siz belirlemiş oluyorsunuz.

Başkasının şeytanını güdebiliyor musunuz? Ya başkaları sizin şeytanınızı güdebiliyorsa? Zavallılık!..

Durum böyleyken inisiyatifle davrananlar, toplumu bir yerlere sürükleyenler var ve işin kötüsü bunlar çoğalıyorlar. Soru şu: Acaba bunların doğru yolda yürüdüklerini kimler kontrol ediyor? Eğer yarın gözönündeyken bunlardan bir kısmının akıbeti olumsuz şekilde açığa çıkacaksa, peşlerine takılmayı bir şey zanneden o normal insanlar, bugünden tezi yok öz iradeleriyle hareket etmek durumunda değiller mi? Eğer normallik söz konusuysa! Yoksa toplumumuz için bir normal insan sorunu mu var?

Normal olanlar kendilerini geri çektilerse büyük bir sorun var ve ortalık giderek anormallerin eline geçiyor demektir. Yani şeytan güdenlerin sürüsü genişliyor demektir. Zaten onların da istekleri bu ortamı oluşturmaktır. Mesele normal insanların meydanı boş bırakmamalarıdır. Ortam hayalcilere, aşırılık peşindekilere, sürü gibi yaşamayı politika edinenlere bırakılmamalıdır. Sahih inancın sadeliğinde bu çözüm vardır, zorlamak yoktur, iradeye sahip çıkmak vardır.

(Görsel: Flickr, John D.)

Görüş Gönder

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.