Nasıl teknoloji insanlığa aitse terörizm de öyledir; birincisi çoğu kere yararlı, ikincisi ise tamamen kötü bir konu. Ama bu kötülüğün sahibi insanlık ise, kesim çözüm bulması mümkün olmadığına göre en aza indirmenin yollarını bulmalıdır. Bu ancak ortak iradeyle olur. İyi de öncelikle sebepleri iyi belirginleştirmek gerekir. İşte tam bu noktada insanın yarattığı bu kötü olgunun psikolojik yönlerini doğru kavramak gerekiyor.

Önce çok başka bir konudan başlayalım: Kanibalizm, yani yamyamlık. Bu da insanlığın bir konusu, değil mi? Yamyamlık ile cinsellik arasında bağlantı kuran Sigmund Freud yemek ve sevişmenin birbirinden ayrılmayan iki faaliyet olduğunu iddia etmektedir. Freud, cinsel eylemin gerisinde bir başkasının gücünü (iktidarını) sahiplenmek duygusunun olduğunu söylemektedir. Bu görüşlerini desteklemek için “totem aşaması” kavramını örnek göstermektedir. Totem aşamasında klan olan kardeşleriyle bir araya gelerek sembolik babalarını öldürdüklerini ve onların etlerini yediklerini vurgular. Freud’a göre, erkek kardeşler totemi babanın cinsel gücüne sahip olmak için gerçekleştirmektedirler. Freud’a göre yamyamlıktan güç kazanmanın temelinde yatan güdü cinselliktir. Antropolog Richard E. Leakey ise benzer bağlamda kanibalizmin açlığın giderilmesine yönelik olmadığını, gerçekte tinsel ve büyüsel nedenlerden kaynaklandığını savunmaktadır.

Bana göre insan psikolojisinde bu ilksel ve doğal ögeler zamanla evrim göstermektedir. Zamanın baskısına göre tepkisel bağlamda fakat farklı açılardan, Freud’un benzetmesinde olduğu gibi söylersek, kötülük totemleştirilir. Ben bugün terörü inanç bağlamında gerçekleştirilen terörü bu şekilde açıklıyorum.

Terör, kanibalizm değil ama sonuçta insan halet-i ruhiyesiyle doğal bağı olan, sosyal, ekonomik, politik vs. çevresel ve dönemsel şartlardan etkilenen ve bazen tetiklenen kötü ve yine insana zarar veren bir davranıştır. Her şeyin başında konuya bu şekilde bakmakta yarar görmekteyim.

Bu konu üzerine yakın zamanda Scientific American dergisinde bir inceleme yayımlandı. “Terörizmin Psikolojisi Özel Raporu”[1] adı ile yayımlanan inceleme bize bazı yeni bulguları ve önerileri sunuyor. Sosyal psikologlar Stephen D. Reicher ve S. Alexander Haslam’ın açıklamalarına göre “cihatçı terörist” (onlar İslami Terörist diyorlar,) olarak işaret edilebilecek kesimler çok dikkatle incelenmeliler. Canlı-intihar tipi bombalama eylemlerinden geniş kesimli katılımlara varana dek bu tür aşırılık içinde olanların psikolojileri incelenmiş ve bu kişilerin birer “psikopat” veya “sadist” olmadıkları anlaşılmıştır. Bu psikologlar yakın dönemde 30 bin kadar katılımcıyı bir çırpıda bünyesine katabilen bu kesimin korku salmak dışında bir konu yarattığını düşünmektedirler. Bu kesimin kendi içlerinde bile olsa bir övgüyü hakketmeleri, itibar görmeleri ve (kendilerine ait) adalete inanmaları farklı bir bakış açısını işaret eder nitelikte gösterilmektedir.

Fikrimce bu tepkisel şekilde ortaya çıkan ama psikolojik tatmin olma biçimiyle yakın ilgili olan terörizm insana ait (Freud’un benzetmesiyle) totemleştirdiği bir davranış biçimidir ve bundan dolayı inanç temaları ile yakın bağı vardır. Hemen her inanç sisteminde üstün bir ölüm şekli olan şehitlik dürtüsü bunun ispatıdır.

Terörizmin Psikolojisi çalışmasında Antropolog Dounia Bouzar’ın kullandığı “programlama dışı” kavramı üzerinde durulmuştur. Modern ve kapitalist toplum kurgusunun programına ters düşüldüğü için bu kavram kullanılabilir. Bayan Bouzar daha çok ABD ve Avrupa’yı işaret ederek internet üzerinden kurulan köprülerin etkisinden söz etmektedir. Bugün radikal teröristlerin çok iyi ve farklı açılardan programlanabilmeleri üzerinde durulmaya başlanmıştır.

Biraz önce yaptığım terör tanımındaki çevresel ve dönemsel şartları hatırlayalım. Sosyal, ekonomik, politik vs. olarak kümeleyebileceğimiz temel şartlar baskı altındaki insanları ve daha çok travmalıları nasıl etkiliyor, diye düşünürsek cevabı bulmuş oluyoruz.

Aşağıda Institute for Economics & Peace’in Küresel Terörizm Endeksi (2015)[2] Raporunu gösteren bir grafik bulunuyor. Burada da açık şekilde görülüyor ki savaş ve çatışma halleri dünyada terörü arttıran en büyük sebeplerdir. Burada konu edilen husus psikolojik boyut olduğuna göre savaşla birlikte meydana gelen insanlardaki derin yaralar, izler, bunaltılar, baskılar, tepkiler ve bütün bunlara rağmen bireyin kendini üstün gösterebilecek, tatmin edilecek noktaya erişebilecek bir çıkış yolu araması hadisesi söz konusu olmaktadır.

teror

Demek ki travmaları azalttığımızda çevresel koşulları insanın bilinçaltıyla kötü ilişki kurması bakımından azaltmış oluyoruz. Bu her durumda böyledir. Bir mahalle düşünün, her türlü melanet (uyuşturucu, kumar, fuhuş,  kaçakçılık, insan öldürme, kara-para aklama…) meydana gelebiliyor, buralarda yetişen çocukların büyüdüklerinde birer gangster olma güdüsüyle yanıp tutuşması dahi böyle bir sebep-sonuç ilişkisi içinde açıklanmalıdır.

Çok yazımda ortamın etkilerini işledim. Örneğin yoksul kalmış, töresel bağların güçlü olduğu, bir göz odada veya çadırda yirmi kişinin barındığı, işsizliğin hüküm sürdüğü, eğitimin hemen hemen olmadığı, varsa da bilimsellikten uzak kalındığı, çocuğun diğer küçük çocuğa baktığı feodal aile yapılarında kontrol olamayabiliyor. Çocuklar sorumlu olmanın her seviyesini, ahlaki değerlerin içselleştirilmesini, disiplinle büyümenin gereğini öğrenemeden genç oluyorlar ve bunlar bir de göç edip kültür şokuna maruz kalıyorlarsa tepkili oluyorlar. Bu konu (özellikle Batı toplumuna yakın durduğu için göze batan) Ortadoğu’da ve Afrika’da inançla değil, yaşam kalitesiyle ve kültürle ilgilidir. O halde düzenlenmesi gereken işlerden birisi bu yöndeki yapıcı çabalarla ilgili olacaktır.

Edward Zwick’in Kanlı Elmas filmini hatırlayanlar vardır. Afrika’da kaçırılan ve eline silah verilen çocukların dramı burada işaret edilen önemli bir konu olmuştur. Bugün Türkiye sınırları içinde yaşayan bir kesim bile çocuk ve genç yaştakileri bir şekilde ailelerinden koparıp dağa götürüyor ve ellerine silah veriyor. Bunlardan bazıları ise intihar bombacısı (fedai) yapılıyor. İnanç sahibi olanlar kendine şehit derken inancı bir yana koymuşlar fedai oluyorlar; başka bölgelerde başka birşey. PKK’nın böyle bir terör örgütü olduğu uluslararası hukukla tescillidir ve işin bir diğer tarafında uyuşturucu parası ile silah alınması gerçeğidir. Irak ve Suriye’de çok örneği olan bir başka konudur bu çocuk istismarı…

Terörizmin Psikolojisi araştırmaları sonucunda benim yeni ve dikkat çekici gördüğün iki kavram oldu. Bunlardan birincisi “reaksiyon taşması” ve ikincisi ise “eş-radikalleşme”. Bu iki yeni kavram üzerinde zaman içinde etraflı düşünceler üretilebilecektir. Şimdi çok genel bir şekilde bu kavramlara bakalım.

Demek ki topluca teröre bulaşanlar için yaşamdaki gelişmelere bir reaksiyon duyulmaktadır ve bu bir noktada “taşma, taşkınlık gösterme, patlama, aşma, aşkın olmaya gayret etme” haliyle dışa vurulmaktadır. Bu gelişmeler neler olabilir? Örneğin en başta, kapitalizm ve modernizm olmak kaydıyla, örneğin savaşların, göçlerin ve varoş kültürünün büyük yıkımlara sebep olan kısmına bakmak gerekiyor.

“Eş-radikalleşme” kavramını doğrularcasına dünyanın her yerinden örneğin IŞİD’e (ISIS) militan çekilebiliyor. Daha yakın zamanda bir Japon gençten söz edilmişti. Ben bu gerçek olgulara örneklik katması için sanal oyunların etkisini de hatırlatmak istiyorum. Çünkü gençler hastalık derecesine varan öldürme tipi oyunlarda bir yere kadar geliyor ve sanallıktan gerçeğe geçerek bir yüksek tatmini arar oluyor. Bu örneğin aynı işi yapanlar arasında önemli bir vakum oluşturan sebep haline gelmesi kaçınılmaz oluyor.

Irak-Suriye coğrafyalarındaki adı konmuş tipolojilere daha yakından bakalım. Örneğin Körfez Savaşı zamanında Felluce’de 3-5 yaşındaki bir çocuğun gözü önünde yaşanmış çok travmatik (ölüm, patlama, uzuv kopması, işkence, ırza geçme…) hadiseler bilinçaltına yerleşiyor ve bunlar çocukken nereye varacak bilinmiyor, çocuk büyüyüp genç olunca bir yerde ortaya çıkıveriyor. Ortaya çıkma şekli tetiklemeyle de etkilemelerle de olabiliyor. Ortamını bulan gençler toplu halde IŞİD’e katılma kararı verebiliyor. Bilinçaltının baskısında kalması söz konusu oluyor ve sonra “cihat” çağrısını kendine bir dışavurum olarak görüyor. İnceleme bağlamında bu tür çağrılara katılma hali en kolay “eş-radikalleşme” olarak açıklanabilir. Bu öyküde travmalı ve reaksiyonist gencin belli bir noktada intihar bombacısı olmayı kabul etmesi tamamen bir “taşma” gösteren psikolojik tanı ifadesi oluyor.

İncelemede sosyal psikologlar Kevin Dutton ve Dominic Abrams tarafından hazırlanan eş-radikalleşmeyi önleyici öneriler de yer almaktadır. Bu kapsamdaki çalışmalarda bir başka yeni kavram “zehirli bölünme” olmaktadır. Kültürlerin karşılıklı güvensizlikleri ile keskin gruplaşmalar söz konusu olmaktadır. Bu gruplar derin ve zehirleyici bir bölünme sebebidir. Politikacılar bu duruma engel olabilirler ve çalışmada Barack H. Obama’nın Baltimor’da Müslüman kesime ait bir camiye gitmesinin iyi örnek olarak çok önemsendiğine vurgu yapılıyor. Ancak tam da bu noktada ABD seçimleri esnasında Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın radikalliği körükleyen ve zehirli bölünmenin tarafı olmayı işaret eden konuşmaları olumsuz örnek olarak da verilebilir kanısındayım.

Terör hepimizi üzüyor, derinden etkiliyor. Hatta teröre insanlık suçudur diyoruz. Bir eylem sonrasında ben özellikle, insanlığın başı sağ olsun, diyorum. Sanırım hiç kimse korkutulmaktan ve bir eylemde kolunu bacağını kaybetmekten hoşlanmıyordur ama bunu başka bir insan yapıyor. İşte size insanın insana zararı konusu, yani insanlığın büyük sorunu.

Bu noktada terörü yapana, örneğin bahsedildiği gibi cihatçı intihar bombacısına ideolojiyi, silahı, malzemeyi, planı, motivasyonu verenler kimler diye sormak gerekmiyor mu? Bu üst noktadaki terörün baronlarının psikolojisi nedir? O zaman yine Freud’dan yararlanalım: Eğer yamyamlıkla beslenmeyi kendine tarz seçen bir kabile var ise onun liderliğini yapan baş yamyamdır. Baş yamyam ormandan çıkıp uçağa binip medeni kentlere gidip bazı kazanç toplantıları yapabiliyorsa vay insanlığın haline! Bu tip insanların psikolojisi daha karmaşıktır. Çünkü hem legal hem de illegal alanda bulunabilmektedirler ve meşruiyete uyum gösterebilmektedirler, kendilerini gizleyebilmektedirler. Bunların, kendini aşkın görenlerin, çift veya çok kişilikli oldukları dahi söylenebilir.

Bir de kurbanların aileleri, geride kalanların veya ortama salınan korku ile yaşanların psikolojisi var. İnsanlar korktukça ve sindikçe buna sebep olan teröristler kendilerini daha güçlü hissediyorlar. O halde normal insanların korkmadan normal yaşamlarına devam etmelerini temin etmek başka bir ödev olmaktadır. Her halükarda bu ödev terörden beslenenlerin önünü kesecektir. Bu noktada psikolojik desteğin geniş kitlelere genel mahiyetle işlenmesi gerekmektedir.

Bu yazı suçluların psikolojik açıdan da ele alınması gerektiğine dikkat çekmektedir. Meselenin özünde masum ve yasal düzlemde süren bir dünyanın etkileri var. Aman dikkat edelim; masummuş gibi görülen pek çok şey ve yasal süreçler sonuçta bir totem yaratabilecek potansiyele sahiptir.

Her ne olursa olsun, bir şekilde terörle ilgilenenlerin hepsi insanlığa düşmandır, bu böyle bilinmelidir. Yine de insanlığın yararına iş yapanları tercih edelim, barıştan yana olanlarla birlikte hareket edelim, ortamı doğru düzenleyenleri baştacı edelim, travmalı insanları tedavi edelim, örtük ve yanlış güdülenmişleri rehabilite edelim, dini siyasete alet edenleri dinlemeyelim, din üzerinden siyaset yapanları dışlayalım, terörü kazanım gören siyasetçileri kapı dışarı edelim, insanları dinleyelim, diyalog yolları bulmayı deneyelim, empati yapalım, konuşmayı öğrenelim, radikalleşmenin önüne geçelim, eşitsizliklerin önüne geçelim, insanların içinde sevgi tohumları ekilidir, onları tekrar filizlendirelim. Yine de olmayan yerler varsa insanlara bütün bu kötülükleri yaptırtan perde arkasındakilerle biraz ilgilenelim.

[1] http://www.scientificamerican.com/article/special-report-the-psychology-of-terrorism/

[2] http://economicsandpeace.org

(Görsel: Flickr, Ape Lad)

Görüş Gönder

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.