Bilgelik… İnsana hitaben yazıyorum. Konuya bilgiden, yüksek bilinçten, bilgiye hükmetmekten, bilgi ile evrene dair bir iddiada bulunmaktan, bilge olmaktan, bilge olanı eleştirmekten yana bakıyorum.

Eğer idrak ettiysen, bilinç sistemindeki yerini ve hududunu belirginleştirdiysen, şu an bir adım daha atma zamanının geldiğini düşünüyorsan, o zaman cevaplaman gereken sorular şunlar: Ben neyi hak ediyorum ve ne istiyorum?

Çünkü bugünün tekrar edilenleri artık yeterli gelmiyor, en azından bilimsel mantıkla bakıldığında olacakları tam karşılamıyor, bazı yeni bulgulara dair ayrıntı bulunamıyor, öyle değil mi?

İnsanlık sürekli keşif halinde. Kullandığı bilim yöntemleriyle akıl almaz bir ilerleme sağladı. Bilim bilgiye yeni boyutlar, tanımlar, fonksiyonlar kattı. Bilmeyene veya bilimden bihaber olan göre hava hoş ama bir şey bir kez günışığına çıktı ise onu ne yok sayabilirsiniz ne de karartabilirsiniz. Bu noktada yapılması gereken “duruma vakıf” olarak doğru soruları sorma cesareti gösterebilmektir. Sorumluluk buradan itibaren başlayacaktır. Bugünün idraki bir konu ama asıl olan geleceğin doğru tarifidir ki; bilgelikte esas aranan budur.

Bilge: Bilgili, deneyimli, becerikli, ehliyetli, bilgin, alim, sofistike, gelişmiş, ileri, çok yönlü, kültürlü, derin, etkileyici, içe işleyen, aydın, ışık olan, ışık saçan, yolu en iyi tarif eden, entelektüel, hayatı tarif eden, sözlük gibi olan, kavramları yaratan… Başka çok şey söylenebilir bilgeyi tarif etmek için, ama asıl olan bilgi temelli olmasıdır ve bu sayılanların hemen hepsini kapsamasıdır. Burada az ondan, az bundan değil, derin ve kapsamlı, geçmişten geleceğe ama asıl amaç itibarıyla ileriyi gösteren, ilerici, değiştirici, devrimci, aydınlatıcı süzülmüş bilgiden bahsediliyor. Böylesi bilgiyi taşımak zordur, kabiliyet ister. İşte bilge kişi bu tür bir akla ve ağırbaşlılığa sahip olandır.

Bilgelik geçmişi anlamak demekse bu yarıdan fazla oranda eksik kalan bir tanım olur. Bilgelik lirik bir anlatıma gebe kalmamalıdır, ahlaklı birkaç örnekliğe de sıkıştırılmamalıdır. Elbette en güzel ve etkileyici tarifi yapmak gerekir ama sadece geride kalanları değil, esasen geleceği kapsayabilmektir. Ben daha çok gelecekle ilgileniyorum, geride kalan ve sürekli tekrar edilenlerle değil. Çünkü başka kapılar açılacaksa eğer ve bunu sen yapacaksan; bilmen, görmen, anlaman gerekir.

İnsanlık için geleceğin soruları cevaplanmalıdır. Nedir bunlar? Yaratmanın belirgin bir tanımının yapıldığı bu günlerden başlayarak, hükmedilecek yerlerdeki kültürlerin ihtiyaçlarını belirlemeye kadar olan her tarif. Bu, yeni bir bilgi olabileceği gibi olanların hepsinin tekrar tanımlanması da olabilir. Yeter ki gelecekteki ihtiyaçlara karşılık gelsin, çok ileriki dönemlerin düzenini tarif edebilsin.

Bu bağlamda düşün şimdi. Eğer biliyorsan ve istediklerinin karşılığı olarak sana yeni bilgilerin ve donanımların işlendiğinin farkındaysan, bilgelik formu içten dışa doğru taşmaya başlamışsa, ortaya çıkman gerekiyorsa o halde söylemelisin; nasıl adım atacaksın? Bu durumdasın, anlatabilecek bir kabiliyetinin ve bir dil seçiminin var ve yetkin olması gerekecektir. İnsanları etkileyebilmelisin. Bilge bilgiyi en basit ve en etkili şekilde sunandır. Yoksa bilgilerin kabul görmez, çabaların bir işe yaramaz. Bilmek kadar sunmak da önemlidir. Sunabilecek imkanların var mı? Şimdi bu özel sorun cevap buldu mu?

İstediklerine kendi imkanlarının artmasıyla ilgili yapısal bir değişim bekliyorsun ki işte sana ait belirleyici nokta budur aslında! Tahditler meselesi senin imkan ve kabiliyetlerinin kısıtlarından ileri gelir. Kendini yeterince yetiştirmediysen sadece beklersin. Senin elini ayağını birileri çekmeyecektir, dilini birileri çözmeyecektir, bu senin cesaretin ve hünerinle olacak şeylerdir.

Hazırsan, bir kez daha düşüneceksin, karar vereceksin ve uygun adımını atacaksın. Bu ödev senin! Hazır mısın? Hazır olmanın kapsadığı konuların tümünü gözden geçir de söyle; oldu mu? Bu noktanın “farkına varılacak bir şey” olduğunu baştan bilmen gerekir.

Budalalık ile bilgelik arasında böylesi derin bir yol ayrımı vardır. Sor kendine: Budala mısın, yoksa bilge mi? Bilgelik için çok zorlu bir geçit var; öyle kolay değil! Hani denir ya, işler yolunda gitti ise kahramansındır, aksi halde davanda ne denli haklı olursan ol, bir asi olarak tanımlanmaktan kurtulamazsın. Şimdi tıpkı bunun gibi düşün ve seç: İşler yolunda gittiyse bilgesindir, değilse budala! İşlerin yolunda gitmesini ve dava yolunda kazanmanı sağlayacak kim? Bunun için sadece kendine mi güveniyorsun?

“Ne başaracaksam ben yapacağım ve sahipleneceğim!” Bu bir yönelimdir, ki bilgelik cesaret ister, sen de bunun gereğini yapıyorsundur. Ama konu bu değil! Ya ne? Ortamın tamamının hazır, elverişli ve uyumlu olması gerekir. Ortam ve unsurlarını anlamadan bir adım atma!

Vizyonun dar ve menzilin kısa ise hiç şansın yok; herkesten çok ilerilerde ve genişlikte olman gerekir. Böyle ise kapsayacağın alanın çerçevesi netleşir. Geniş çerçeve içindeki her bir unsurun uyumu, elverişliliği, hazırlık durumu eksiksiz bilinir olmalıdır. Zor bir noktadan bahsediyorum. Sen buna ortam, atmosfer, habitat, ne dersen de. Bu durum o atacağın adıma ve sarf edeceğin enerjiye karşılık gelecek mi, gelmeyecek mi? Zamanı gelince bakarız deme, baştan gör! Bilgelik maceracılık değildir. O halde söylemelisin, kapsamlı bir vizyonda her bir detayı gözden geçirme fiili için dışarından beklediklerin ne? Dışarıdan, yani sana verilecek olanı kabul etme seviyen ne? Verileceklere açık olmak ve bunu hak etmek…

Neden bahsettiğimi biliyor musun? Ortamdaki bilgiyi ölçüp biçmek, ileriye dönük projeksiyonda doğru formülleri kullanmak zaten gerekli, parametreler, sabiteler, doğru denekler, doğru tespitler zaten gerekli. İster bir bakışta gör, istersen çok çalış, çok ter akıt, sürekli ve inatla ara, bulgularından bir sonuç al. Bunlar hep gerekli. Ben bunun bir adım ilerisinden bahsediyorum ve ihtiyacın olanı söylüyorum; ilham geldi mi, farkında mısın, temelleri sağlam mı, inancınla bir bütünlük meydana getirdi mi, bunu vazgeçilmez olarak kabullendin mi? İçinden gelen o güçlü ve yeni, aynı zamanda her bir adımına rehberlik edecek olan sesi duyuyor musun?

Bilge kimse kapsam içindeki tüm taşların yerli yerine oturduğunun bilincindedir. Çünkü bilinç atmosferinin yoğunluğundayken bilgenin kendi içinde bir şekilde yanan o ışığı görmesi, hissetmesi ve tarif etmesi istemektedir.

Şimdi, kendinde var olanlardan ve kazandıklarından dolayı endişen kalmadı diyelim. Yeterli mi? Bunlar senin çerçevendekiler. Öyle değil mi? Ya senin dışındakiler ne olacak? Demek ki doğal olarak bir sorun var. Bu nedir? Her şeyden, senin dışındakilerin de düzenlenmiş olduğunun idrakine varmaktan bahsediyorum. Bundan dolayı emin olman gerekiyor. Bundan emin olabilmen için bir iletişim hattının var olması gerekiyor. Tıpkı vücudundaki sinir uçlarının akımı gibi senin de bilinç atmosferiyle doğru bir iletişim kapasitenin var olması gerekiyor. Ortamda kanallar açık, işliyor ve bütün olup bitenin yükünü alabiliyorsun.

Senin dışındakiler için, ortamdaki diğer unsurlar ve oluşlar için, tek tek beklentide olman gerekiyor. Çünkü onların her birinin tıpkı seninki gibi birer özel sorusu, talebi ve çabası var. Sonuca bakıp tarif edelim. Sonuçta senin gibi diğerlerinin de bir tarifi var: Bilge veya budala, kahraman veya asi, sahip veya değil, sorumlu veya değil, devrimci veya muhafazakar, gibi… Çünkü tek isteyen sen değilsin, tek verili ve iletişimi olan, tek arayan veya bulduğunu zanneden sen değilsin; bilinç atmosferindekilerin tümüne bakmalısın.

Yine de durduğun yerden bir adım geri çık ve iyi bak; çünkü öncelikle kendin için yeterli kolaylıkların var olmasını dilemen gerekiyor. Peki, nereden dileyeceksin? Her şeyi çevreleyen, kapsayan, bilen bir güç, bilginin kaynağı olmalı. Onun boyutları çok ileri olmalı. Mutlak-eksiksiz olandan bahsediyorum. Bilinç atmosferine hükmedenden, istemeden verenden, iletişimi sürekli açık haldekinden… Bütün bilgelerin açlığını giderebilecek bir bütünlükten söz ediyorum.

İlk bakışta bilinç atmosferi böyle bir etkileşim ortamıdır. Neticede o ortama sen de bir bilgi vereceksin, salt bir noktaya değil, bütüne bilgelik edeceksin, adeta ortama bir yayımın olacak. O halde farkına varmalısın ki senden çıkacakların ortamdaki diğer bütün bilgilerle birlikte onaylanması şartı var.

Bak işte çıkış noktamız da buydu zaten. Ne demiştik? “Bugünküler yeterli gelmiyor, geleceğinkiler şimdiden tarif edilmeli,” diye. Eğer bu noktadan hareket ettiysen, şimdi kaçacağın yer kalmadı, cevaplamalısın: Senin sunduğun bilgelik en azından mevcut ortamında onaylanacak kapsamda mı?

Bunun için ortamında özgür ama kapsayacaklarından dolayı sorumlu olman gerekli. Bilinç atmosferinde doluma açık tümün maliki kim, bunu biliyor, hissediyor ve kalben onaylıyor olmalısın? Bu ortamındakileri inkar ederek ve kör kalarak değil, ortamındakilere açık olarak mümkün hale gelir. Hemen her şeyi mümkün kabul etmek böylesi bir şeydir. Boş gelmemelidir; asıl güçlük bu olup bitenin ne kadar da mükemmel, kusursuz, kapsayıcı olduğu kabul etmekle ilgilidir.

Yoksa sen de anlaşılmadan tükenirsin. Belki çok sonra keşfedilirsin ama bunun sana zamanında geri dönüşü olmaz. Bu da bir kayıptır. Kontrolü ele aldığını hissettiğin zaman ve çevrene daha fazla verebileceğin varken, eğer ortamın yeterince hazır değilse, bunu değerlendiremiyorsan veya tam tersine, ortamın hazır ama senin iletişimin eksikse, o beklediğin, heveslendiğin amacında başarılı olamayabilirsin. Zamana ve çabaya yazık olur. Bundan daha önemlisi var. Bu bireysel bir konudur. Önemsenmesi gereken ortama dair, tüm unsurlar bağlamında: Ortama sunduğun bilgilerden dolayı, ortamda meydana gelen çalkantıdan dolayı, negatif bir etkinin sahibiysen sen zararlı çıkarsın. Ortam bundan bile kendine yarayışlı bir sonuç çıkarır, sen onu merak etme. Çünkü kurgu böyle; kusursuz işler. Bilinç atmosferi hiçbir zaman kaybetmez. Bu arada sen bilge olmak şöyle dursun, kendine verecek hesabı olmayan, bilinçliliği hiçe saymış, ortamına ihanet etmiş, zavallı bir yaratık konumunda kalırsın.

Kontrol böylesi bir paradokstur; tıpkı kaos ve düzen gibi. Elindedir ama her an kayıp gidecek potansiyele sahiptir. Bundan dolayı bilgelik kibri kaldırmaz. Ağırbaşlılık gerekir; o ağır baş aşağıdadır. Bilgi nerede başlar, nerede biter? Kaos hangi noktadan kaos gibi görülür, hangi noktadan gerekli olan bir hareket? Kapsayıcılığın sınırlarını bilmen gerekir diye bu noktayı işaret ediyorum. Yerini bilmek için her şeyi daha başından tartmalısın!

O halde soru şu: Bütün bunları kabul ediyor musun? Çünkü bu bir anlaşmadır; bedeli vardır, vebali söz konusudur. Yaparken yıkabilirsin, kayıp gidenleri kontrol edemeyebilirsin; çünkü niyet etmek başka, sahip olmak çok başkadır!

Görüş Gönder

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.