Demokrasi Dersi

Kanadalı meşhur “aktivist” Profesör David McNally’nin tezini[1] okuyorum. David bu dünyanın küreselleşme ve kapitalist gidişine dikkat çekiyor ve “Başka bir dünya mümkün” diyor. Çok merak ediyorum, çünkü ben de yaşanan eşitsizlikleri ve sıkıntıları inceleyerek, acaba bir çözüm var mı diye düşünenlerdenim. İlk, David’in bir çözümü olabileceğini düşünüyordum, yakın zamanlarda dünya çapında gerçekleşen çok önemli ayaklanma ve gösterilere ilham veren bu düşünce önderinden bir şeyler öğrenebileceğimi umuyordum. Ne yalan söyleyeyim, beni hayal kırıklığına uğrattı. Tezinin özünde kapitalizmin panzehrinin demokrasi olduğuna işaret ediyor. Obur kapitalizm öyle son asrın büyüttüğü bir şey değil, neredeyse insanlıkla yaşıt.

MÖ 600’lerde o zamanın Yunanlıları demokrasi dedikleri şeyi icat ediyorlar. Aynı şartlardaki dünyanın diğer yerlerinde yaşayanların ne durumda oldukları malum. Zaman içinde demokrasi çok denendi. Adına demokrasi dense de uygulamalar farklılaştı. Rejim gidip geldi. Hatta başka bir Yunanlı, Sokrates’in talebesi Eflatun (Platon, MÖ 427-347) meşhur Devlet’inde demokrasinin eleştirisini yapmaktadır. Demokrasinin ideal olmadığını, daha çok sorunların kaynağı olduğunu ifade etmektedir.

Aslında fark edilemeyen nokta şuydu, demokrasi insanların hazır olmalarını bekliyordu. Neye hazır olunacak? Bütün erdemlerin insan tarafından algılanabilmesi, hazmedilmesi, bilginin ve bilincin çok ileri düzeylere ulaşması gerekmekteydi. Bu şimdiki zamanda toplumdan topluma fark eden bir konuydu. Dolayısıyla demokrasi biri için çok ileri bir yönetim sunuyorken, diğeri için sanki problemlerin kaynağı gibi görülmeye devam ediyordu. Demokrasi insanın nefsine eşdeğerdi, hep ilerileri istiyordu, tatmin olmayı o da bekliyordu. Bu ancak insanın gelişmesine koşut bir konuydu. İnsan geliştikçe demokrasi, demokrasi geliştikçe insan gelişiyordu. Asıl esastan uzak tutulan nokta buydu. İnsanın ikiz kardeşi olduğu bir türlü anlaşılamıyordu.

İkiz kardeş alegorisi yanı sıra başka bir alegori daha sunabilirim, birlikte değerlendirirsek demokrasi daha iyi anlaşılabilir kanısındayım. Şöyle düşünelim, dağlardan alüvyonu ve mineralleri alıp aşağılara taşıyan kılcal su yolları vardır, onlar giderek başka damarlarla birleşir ve kalınlaşırlar, ana kol oluncaya kadar birleşirler ve nihayetinde taşıdıkları alüvyonu denize akıtma noktasında geniş ve bereketli deltaya dökerler. Orası çok verimlidir, çünkü dağların, taşların özü getirilmiş ve biriktirilmiştir. Orada ne ekseniz biçebilirsiniz, bir değil iki, belki de üç hasat alabilirsiniz, verimlidir. Sular aşağılara indikçe genişliyorlar ve içindeki muhteva artıyor, değil mi? Tıpkı insanın zaman içinde olgunlaşması ve bilinçlenmesi gibi; öz değerler artıyor ve ne taşındığı daha belirgin anlaşılabiliyor.

David haksızlık ediyor olabilir mi? Dünya bu, insan ve demokrasi kardeş, özdeş, koşut, zaten öyle ve bu günümüzde bilinen bir şey oldu, muamma değil. İnsan için doğal bir sistem olan kapitalizm nefsin doyumsuzluğunun tam tarifidir ve tek işi nefsi doyurmakla ilgilidir; en çok, en güzel, daha fazla ve aşırı olup olmadığı önemli değil, zararlı olacaksa bile istenilen şeyleri içinde barındırır. Denge yoktur, nihai tatmin bir şey söz konusu değildir; kapitalizmde seller ve taşkınlar vardır, sürekli erozyon olur. Diğer sistemler insan nefsiyle bağıntılı olmadığı için çöktü ve biz beğenmesek de ayakta kalan ve devamlı oburlaşan kapitalizm oldu.

Demokrasi de doğal bir sistemdir. Ama sistematiği çok farklıdır. Ben de buna işaret etmek istiyorum. Aynı sözlerle dönüp durduğumuz anlaşılmasın, aslında birbirine yakın ama farklı bir konudan söz ediyorum. Neden mi? Birinin çözümü diğeri değildir de ondan. Demokrasinin çözümü kapitalizm diye gösteriliyorsa ben buna itiraz ederim, tıpkı kapitalizmin çözümünün demokrasi olduğunu savunanlar gibi.

Ünlü bilim felsefesi yazarı Karl R. Popper’ın da dünyaya çözüm olarak sunduğunu hatırlayalım: Yoksulluğun, eşitsizliklerin vb sorunların çaresi kapitalizmdir. İşte bakın, demokrasinin bile anahtarını çok nitelikli bir düşünürden öğreniyoruz ki, kapitalizmmiş, yani David’in söylediğinin tersi. Diğer bir bakışla, sanki ikisi de aynı saplantıya tutulmuşlar gibi: “İnsan nefsiyle ilgiliyiz ve bu nedenle demokrasi ve kapitalizm ana sistemlerimizdir!”

Eğer halkın kılcal damarları akıl, güven, hak, adalet, özgürlük mineralleriyle mürekkep alüvyonu taşımasına kanallar açık değilse, sular birleşip daha geniş nehirlerde akamıyorlarsa, boş su deltada ne biriktirebilir ki? Demokrasi bereketli bir deltanın alternatifi olabilir, kapitalizm gibi taşkınlarla, sellerle dolu bir başka sisteme alternatif olamaz. Kapitalizmi biliyoruz, hem oburluğun hem de erozyonla heba edilenlerin rejimidir. Demokrasi ise kaybetmeden biriktirir ve karşılık beklemeden verir.

Nice ülkeler vardır, dağın tepesinde konuşlu veya deniz seviyesinden aşağılarda olduğu halde, ileri demokrasiyi hazmettiğinden dolayı ileridir. Nice topraklar vardır, maceracıların denizler geçip, nefislerinin tatmini yolunda kavgayı sona erdirecek bölüşmenin kurallarını benimseyebilen. Kabullen veya reddet, şimdi demokrasiye yaslanarak insanlık değerlerinin temsilciliğini yapmanın kıvancı içindeler.

Demokrasi her alanda insanın değerlerini idealize etmekle meşgul: Sadece toprağın değil, aynı zamanda fikrin de mülkiyetinin bilincinde ve haklarını teminat altında tutabilecek düzenlemelere sahiptir. Her alanda rekabeti, bilimsel araştırmaları ve paylaşmayı belli bir kurala bağlayabilmiştir. Telif, mülkiyet, sanat, bilim, düşünce, finans, banka, politika ve daha pek çok anlayış kurumsallaşabilmiştir. Yaramazlık yapanların kapitalist damarlarının şişmesinden olduğunu bilelim, tıpkı balon gibi… Kapitalizm balonu da, spekülasyonu da sistemleştirmiştir, ondan dolayı sevilmez, güvenilmez. Kapitalizm işine geldiğinde demokratik eylemleri dahi düzenletebilir, krizleri ve diğer çatışmaları; tersi de mümkün, demokratik düzenleri sekteye uğratır; bu ülkeden, bu eylemden ne kazanacağım der.

Nefisler var, tatmin olmamanın kurnazlığına sahip; ama düzenlemeler var, eşitlikçi ve insanın değerlerini koruma altına almakta. Kuralların gelişmiş yapıları, sistemli olmuş işleyen ve gelişen organizasyonları, ileri demokrasi adına anlamlı… İnsanlara kavramlar üretiliyor, kurallar vaaz ediliyor, örnek alın deniyor. Deltalardaki verimli toprak yapısı insanları ilerilere taşıyor, çünkü onları insanlar besliyor, dengeli, uyumlu ve hazmedilebilir.

Nice ülkeler vardır, bereketli topraklar üstünde binlerce yıldır oturur, demokrasinin alüvyonunu erozyonla heba eden, edindiği tecrübeleri bile yok sayan; utangaç kapitalist ve hazımsız demokrat… Sağına soluna bakıp, “Bana demokrasi dersi verir misiniz?” diye bekleyen, hatta ilerlemesini kendi kendine köstekleyen…

Ben David’i okuyunca aklımdan başka şeyler geçirdim. Demokrasi insanın temiz tarafıdır, kapitalizmin sağı solu pek belli olmaz, birbirine karıştırılmamalıdır, diye düşündüm. Oburluk ve erozyon oldum olası kötüdür, dedim içimden. Belki David’e hak verilecek bir nokta bulabilirim: İnsan nefsi dizginlenmelidir ve demokrasi erdemi kaçınılmaz gelişen kapitalizmin yanlış doğasına setler örebilir.

Ha bir de gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler var; onlar hemen demokrasi ödevlerini yapabilirlerse layığıyla gelişirler, muhtaçlıklarını giderirler, bu onlar için kapitalizmden bile önceliklidir demokrasi. Kapitalist olup demokrasilerini ilerletemeyenler ise gün gelir tıkanırlar. Unutulmasın, eksikli demokrasiden verimli toprak olmaz, istenen hasat alınmaz!

[1] David McNally, Başka Bir Dünya Mümkün, Küreselleşme ve Antikapitalizm, Yordam Kitabevi, Çeviren Oya Köymen, İstanbul.

Görüş Gönder

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.