Felsefe somut olmayanları daha kolay ele alıp esnetme imkânı veriyor. Başlangıçta boş ve dolu gibi bir konuyu işlemenin ne kadar boş bir iş olacağını düşünebilirsiniz. Ama felsefe böyle bir şey. Başlayalım o zaman…

Neresi boş ki? Boş diye bir şey var mı? Evrenin diğer tarafı mı boş? Genişleme sürecinin menzilindeki tarifsiz boyut mu? Belki laboratuvar ortamında yaratılan bir şeydir boşluk. Bunu açıklayabilmek için bir vakit bir gruba, iki elimi işaret edip “bunun arasında ne var” diye sormuştum. Aldığım cevapların içinde en çok “boşluk” vardı. Biraz düşünenler başka şeyler söyledi: “Atmosfer, oksijen, vs.”

Bir düşündüm ki sorunun karşılığını tam verebilmek için zorlanmamak elde değil. En azından fizikçi ve kimyacı olmak gerekiyordu. Evet, çeşitli gazlar, toz zerreleri, havada asılı duran virüsler, radyo dalgaları, fotonlar, çekim kuvveti, elektrik, hava akımı, su buharı, basınç, vs. vardı iki elimin arasında.

Saymakla bitmeyecek bu doluluk karşısında insanın boşluğu tarif etmekteki bu isabetsizliği yadırganacak bir şeydi. Bütün bunların içinde bana göre en önemli olanı taşınan bilgi idi. Bilgi havada atmosferde bulunuyordu. En azından şöyle düşünün, ağzınızdan birkaç cümlelik bilgi kümesi frekansa dönüştürülerek çıkıyor, karşınızdakinin kulağına ulaşana kadar havada seyrediyor. Bazı bilgiler ulaşmıyorsa ne oluyor, yankılanıyor, bir yerlerde dönüp duruyor olmalılar. Frekans sönümlenince bilgi de kayboluyor; belki!..

Radyo frekansına bakalım. Yayın neşredildiği sürece siz elinize bir anten alıyor ve frekansı havadan yakalayabiliyorsunuz. Bunu dönüştürerek sizin anlayabileceğiniz kıvama getirebiliyorsunuz. Demek ki havadaki bilgi menzili dahilinde seyredebiliyor. Şu bir gerçek ki durduğunuz bir yerde iki elinizin arasına bir alıcı yerleştirin, buradan anlaşılır bir bilgi çıkartmanız mümkündür. Mesele bilginin var olmaması değil, gerekli olanı seçememek veya dönüştürme güçlüğü çekmektir.

Şimdi konuyu uzay dediğimiz derinliklere taşıyalım. Dünyanın atmosferinden dışarı çıkalım. İşin içine astronomlar da dahil olsunlar. Sizce uzayda boşluk var mı? Yine kolaycılığa kaçıp evet diyenler çıkacaktır. Ama biraz düşününce göreceğiz ki uzayda olanlar dünya atmosferindekilerden belki daha fazladır, az değildir. Bunu tamı tamına karşılaştırabilecek bir deneme yapılmış değildir.

Uzayda ışık, gaz, toz, radyasyon, değişik türden kuvvetler, rüzgarlar, vs. her türden görünür ve görünmez şey, değişik boyutlarda ve belli kurallarla hareket etmekteler. Ben böyle söyleyince sizin kural konusunu dikkatten kaçırmadığınızı düşünüyorum. Aslında asıl bilgi bu: Kural, belli sebep ve sonuçları düzene koyan, sürekli oluşun, dönüşümün, hareketin, vs. dinamikleriyle ilgili temel bilgi.

O zaman ben şunu anlıyorum: Evrende boş yok, bilgi var ve sürekli öğrenen bilgi var. Örneğin kaotik bir halin kontrollü bir hale dönüşmesi sürecinde öğrenilenlerin bir sonraki oluşta bilinçle odaklanılarak meydana gelmesi söz konusu olabilmektedir. Bu, öğrenilmiş bilgi kümelerinin uzayda seyrettiği, taşındığı ve bir diğer benzer ögeye aşılandığı anlamına gelmektedir. Örneğin patlayan ateş topu bir yıldızdan saçılan enerji ve değişik parçaların karbon haline gelmeleri sonrası yine belli şartlarda demire dönüşmesi diyelim milyarlarca ışık yılı ötedeki bir başka oluşumda da aynı biçimde görülebilmekte, görülmedi ise öyle olabileceği hesaplanabilmektedir.

İki elimin arasında çok küçük ölçekli atmosferik şartlarda kaotik halden kurallı hale gelebilen bir şey elbette görülmez. Bunu anlamak için uzayın o devasa diğer ortamlarına gidip oluşumu gözlemlemek ve hissetmek gerekir. Gözlemle elde edilen bilgi bazı hallerde ortamda duyularla hissedilir olur. Duyular insana özgü beş veya altı iken bunun uzaydaki boyutlulukta daha fazla olabileceği hususu henüz tartışılmaya başlanmış bir konu değildir, belki biliniyordur da bizim haberimiz yoktur.

Uzayda bazı oluşumların gözle görülen, elle tutulan olmasına gerek olmadığı gerçeğini kabul etmekteyiz. Bir ortamda bilgi var ise oradaki şey karşısındakini uyaracak türden etkileşimlere de sebep olur. Sebep olursa bir sonucu ve başka etkileşimin de yine sebebi olur. Bilgi, ortamı içinde değişik etkilere ve oluşumlara tutunarak aynı zamanda kendi oluşumunu da bütünler. Çünkü etkileşimin karşılığı fizikte örneğin kuvvetlerle açıklanabilmektedir. Atomun içindeki nötronlar, kuarklar, miyonlar, leptonlar, bozonlar, glüonlar, fotonlar, nötrünolar, vs. zerrelerin ve kuvvetlerin ilişkisini henüz öğrendik. Samanyolu içinde seyreden örneğin Jüpiter’in yapısını da yeni öğrendik sayılır. Jüpiter’in çekirdeği, kabuğu, etrafını saran gaz kütlesi ve bunun da ötesinde çevresinde dönen uydulardan müteşekkil kuşağı karşıdan bakınca gayet bütüncül bir kütle olarak görülmektedir. Ne dersiniz, Dünya’nın mı Jüpiter’in mi çekirdeği kütlesel olarak daha ağırdır?

İnsan anatomisine bakarsak, nasıl bir bilgiye dayalı olarak tetiklenen hormonlardan salgılanan kimyasalın insanın mantıklı davranışlarına sebep oluşturduğu gerçeği söz konusu ise uzayda da bir biçimde etkileşimlerin olabilmesi yadırganmamalıdır.

Kıvam olarak plazma halindeki insan beynini düşünelim. Diğer yandan bilgisayarımızla irtibatlandırdığımız silikon esaslı bir taşınabilir belleği elimize alalım. Aslında ikisi de bilgi depoluyor, değil mi? Biri organik, diğeri inorganik yapılardan meydana gelen bu iki ortam bu çaptaki aynı işi yapıyor; yüklenen bilgiyi içinde tutuyor. Eğer taşınabilir belleği veya insan beynini karanlık bir ortam olarak görürsek, buradaki depolanmış belli kapasitedeki bilgi işe yaramak üzere bekliyor demektir. Uzaydaki tümel ortamın da benzer bir bellek olmadığını kim söyleyebilir ki? Ben buna “bilinç atmosferi” demekteyim.

Objektifi geniş koyup bakalım… Demek ki bilinç atmosferi içinde bilgiye dayalı sürekli devinen ve oluşan organik ve inorganik varlıklar var. İki elimin arasındaki boşluk değil, kurallarıyla bezeli bir bilinç atmosferi ve içindeki hidrojenin, oksijenin, azotun, karbondioksitin ve daha fazlasının kendi içinde ve diğeriyle sebep sonuç bağına girdiği durumda bir kuralı var.

Demek ki iki elimin arasında temelde var olan ve asla değiştiremeyeceğimiz gerçek bilginin olmasıdır. Bilgi, değişik madde, organizma ve enerji hallerinde, bunların içinde veya ilişiğinde, sebep veya sonuç olarak var olandır.

Zaman nedir diye daha önce bir yazımda sormuştum. Zamanın değişik açıklamalarını yapanı görmüş veya duymuşsunuzdur. Bana göre zaman, bir hacmin dolması sürecidir. Evrende boşluğun olmadığını kabul ediyorsak, eşit biçimde zamanın da varlığını, zamansızlığın var olmadığını kabul etmemiz gerekir.

Kum saatini ters çevirdiğinizde gördüğünüz gibi kum zerreleri aşağıdaki hacme düşmeye başladığından itibaren bir zaman birimi ifade edilecektir. Birimi hacim, hacmin içindeki atmosfer, boğum noktası, kum zerreleri, çekim kuvveti, basınç vs. belirleyecektir. Her bir ortam şartı ve temel değerlerin etkileşimi ile gerçekleşir. Güneş çevresinde zaman dönme süreçlerine dayandırılır. Bu dünya zamanı güneşle ilgili bir birimdir veya insan hesabını buna göre yapar. Diğer yandan genişleyen evrende dönme, ışığı görme, vs. yoktur ama zaman vardır ve bu dünya zaman birimine göre bütünüyle başka türden değer taşımaktadır. Dolma, genişleme, değişim, devinim süreci içinde oluşun açıklaması bu zamana karşılık gelir.

Eğer bilgi sürekli var ve artıyorsa, bilinç atmosferi her yerde ve sürekli artış gösteriyorsa bütün bunların zamanla bir tarifi de söz konusu olmaktadır. Bilgi ve kendisi de bir bilgi olan zaman, aslında kardeştirler. Zamansız bilginin, var veya yok olmak, dönüşmek veya devinmek için bir anlamı olmayacağından temel bilgiler içinde zamanı da görmek şarttır. O halde iki elimin arasına zamanı da koymam gerekmektedir. Yani şöyle diyeceksiniz: Şu an itibarı ile mi, öncesi mi, sonrası mı? Çünkü oradaki basınç değerleri veya gazların yoğunluğu bir sebeple değişkenlik gösterdi ise bu aslında boşlukla değil, var olanların hareketi ile zaman biriminde değer taşıyan gerçeklikler olarak vardır.

Şimdi söyler misiniz, bu açıkladıklarım sizce ne anlam ifade etti? Bu sorunun içindeki “anlam” sözcüğü asıl üzerinde durulması istenen konudur. Anlam (mana) bilgidir. İsimlendirmek, kavramsallaştırmak, oluşu tarif etmek, bir kural ve kanun ihtiva etmek, diğerleriyle kıyaslamak ve ne kadar zamana karşılık geldiği, gibi pek çok bilgi anlamın özünde yer alır. Sebep ve sonuçlar, nedensellikler, yansımalar anlamın özüdür. Anlamlandırmak (mana olarak açıklamak) ancak bilginin dolu olduğu ortamlarda söz konusu olan bir fiildir. O halde sözü fazlaca uzatmadan söylemeliyim ki; benim iki elimi uzatıp arasında ne olduğunu sormam gayet anlamlıdır. Sizin de iki elimin arasında anlam dolu olduğunu söylemeniz kadar basit bir açıklama olamaz.

İki elimin arasında anlam var. Daha genel açıklama ile anlam elbette bilgidir. Bilgi karşımıza isim, sıfat, fiil, zamir vs. biçimde sıralanır ve belli bir anlamla ifade bulur. Bir anlamın dile gelmesi veya yazıya geçmesi başka bir prosestir. Esas olan anlamın var olmasıdır.

Hareket, devinim, genişleme, anlam olabilmesi için karşıtlıkların aynı anda meydana gelmesi gerekmektedir. Karşıtlıklar olmaz ise durağanlık söz konusudur ve bilgiyi böyle bir ortamda üretmek mümkün olmaz. Burada doyumsuz olan bilgi veya bilinç atmosferidir. Bilgi kendi gelişimi için var olan her bir özneyi kullanır. Karşıt öznelerin aldıkları sıfatlar artı-eksi, iyi-kötü, güzel-çirkin, ıslak-kuru, sıcak-soğuk, yararlı-zararlı, erkek-dişi, somut-soyut, madde-mana, var-yok, dolu-boş, vs. biçimlerde aynı anda olur ve kendilerine göre kutuplaşırlar. Bunların karşıtlıklarından etkilenen özneler kendilerine göre anlamlanırlar, bu bana göre yararlı, iyi, güzel, vs. şeklinde. Diğer özne için tam tersi de söz konusu olabilir.

Karşıtlıkların etkileşmesi aynı zamanda kendi kurallarını meydana getirir. Kurallar genele dönük bilgi kümeleri olarak bilinç atmosferine yayıldıkça evrensel değerler olarak kendini kabul ettirir.

Görüldüğü üzere iki elimin arasına karşıtlıkları da sıkıştırmış olduk. Hava akımlarındaki, basınç farklarındaki etkileşimleri çıplak gözle göremediğimizden haklı olarak orası boş demiştik, ama öyle olmadığını gördük.

Bu dünyada akıllı ve iradeli insan öznesini başat görüyoruz. Sadece örneklemek için sözünü edecek olursak, ilk organizmanın ve takiben ilk türün meydana gelmesinden bugüne katrilyonlarca canlı ve son merhalesinde trilyon nüfustaki insan türemesinden sonra doymak bilmeyen bilinç atmosferinin en çok kendine katkı sağlandığı bu tür bir ortamın devamını istemesi doğaldır. Eğer bu dünya zamanı tükenirse başka bir dünya oluşumunun bu tecrübe üstüne gelişmesi çok muhtemeldir.

İki elimin arasında doğal olan her şey vardır ve bunlar gerçektir. Gerçekten uzaklaşan özne ancak kendini aldatır ve en basit tabirle kördür. Eğer iki elimin arasında doğa olmadığını, boş olduğunu söylerseniz bilgisiz değilsinizdir, bilgi karşıtısınızdır.

Zamanın içinde dilimlere ayrılan ömürler var: Bir insanın, tüm insanlığın, fillerin, mamutların, dinozor türlerinin, Dünyanın, Güneş sisteminin, Samanyolu’nun ömrü var. Bu demek değil ki başka bir süreç başlamayacak. Ama zamanda ve mekânda, daha kapsamlı konuşursak boyut demeliyiz, değişik boyutlarda, farklı algılar söz konusudur. Örneğin evrenin genişliğinde benim boyutlarım kim bilir kaç sıfırlı mikron seviyesindedir. Yaşadığım ömür de öyle küçük bir zaman dilimidir. Önemli olan devasa bilinç atmosferinin farkında olarak katkı sağlamanın gücüne erişebilmektir.

Ben bu yazıyı uzattıkça uzatır, iki elimin arasına daha pek çok şey sığdırırım. Örneğin son olarak iki elimin arasına doğayı, gerçeği ve boyutluluğu koyabildim. Boyutluluğun gerçek etkilerini ortamı geldiğinde idrak edeceğiz. Örneğin ancak Güneşin enerjisini tüketmesini, Dünya çekirdeğinin katılaşmasını, atmosferin erimesini, Andromeda’nın Samanyoluna çarpmasını veya başka büyük felaketleri görenler boyutları idrak edebilecekler.

İki elimin arasında din var dersem sakın beni Hallâc-ı Mansûr yerine koymayın, olur mu? İşin bir de bu boyutu var. Felsefeyle, varlıkla, yoklukla ilgilenenler insanı ilgilendiren inanç temelli konuları da hatırlatmak zorundadırlar.

Görülen şudur, günlük yaşamda maddi ve somut unsurlar o kadar kapsamlı ve baskındır ki kullanarak geliştiğimiz bilgi veya bilinç atmosferinin bile farkına varamamaktayız. Hatta inkârcı olmaktayız. Küçük, dönemsel ve bence kişiden kişiye değişen maddi söylemlere takılıp aslı kaçırmaktayız. Doluya boş demekteyiz veya boşa dolu! Evrenin diğer tarafı boş, deneysel ortamlarda da boşluk yaratılabilir; ama ancak bilgi veya bilginin türeyebileceği bir hacim varsa orası doludur.

Hayranım şu insanoğluna, bilemediği evrenin öteleri hakkında bile bir hükmü olabiliyor. Daha ne?

Görüş Gönder

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.