Muktedir Olmak

Bu kadar duygusallık fazla! (Duygu kelimesinin tam olarak neleri kapsadığını bile yeterince irdeleyemeyenlere bunu anlatmak elbette zor olacak ama maalesef konu bu. Kusura bakmasınlar!) Duygu yok değil var, ama “Bu kadarı fazla!” diyorum. Okumayı buna göre yapmanızı bekliyorum. Çünkü akıl, denklem, güç, istihbarat ve hepsiyle “muktedir” olmayı bu şekilde işleme imkanım olacak.

Başka söyleyecek şey bulamıyorum. Bireyin veya bir topluluğun kendini o zannettiği şey olup olmadığına karar verebilmesi için doğru bir prizmadan bakması şart. Bu akılla tarif edilecek bir konu.

Duygular elbette önemli ama baskın ise yanıltıcı. Tek başına duygular özel ve başka bir dünya tarifi. Eğer duygular yaşamda gerçeklerle dengelenemezse ve dolayısıyla baskın hale gelirse varılacak yer farklı olur. Varılan yer asla olması gereken yer değildir; bir sapma vardır, ileri-geri, yan-yön…

Akıl ve duygu dünyalarını üst üste çakıştırırken bile olabildiğince doğru yerlerden çıkmanız, doğru bir rotada ilerlemeniz gerekir. Kaybolmamanız şart! Yanılma payı vardır, ama bunu minimize etmek ilk dikkat edilcek nokta olacak.

Tepkiye bakın: “Ben çok önemliyim… Bana müsaade etmiyorlar…”

Sanki ne olacak, ne yapacaksın? Sadece gücün nispetinde karşı durursun ve birşeyle yapabilirsin.

Güç dediğin şey aslında aklı kullanmakla ilgili başlayan bir süreci işaret eder. Akılla yapılan somut şeylerden bahsediyorum. Sistemler kurmak, işletmek, bunları sahada kullanmak.. Hangi sistemler? Savunma, ekonomi, yaşam, ulaşım, iletişim, politika… Bunların her birinin dünya içindeki payına bakın, sizin yeriniz nerede görürsünüz?

O somut ifade bulan güç ile muktedir olursunuz. Muktedir değilseniz zanneder, beyhude hayal aleminde savrulur durursunuz.

İkinci tepki: “Ama aklımız çalışmasın istiyorlar…”

Öyle zaten! Yeterli gücün yok ki, muktedir olduğun kapasite kısıtlı ki… Maruz kaldığın şeyin ne olduğunu bile çok sonradan anlıyorsun. Buna karşılık daha güçlü olan, yani muktedir olan senin o düşünebileceklerini çoktan düşünüp uygulamaya geçmiş bile. Çünkü henüz muktedir olan o ve sen bu gerçeği yok sayamazsın, hesabında buna yer vermek zorundasın.

“Çaresiz mi olalım?”

Yoo. Kimse umutsuz bir yaşamda sağlıklı kalamaz, uzun süre ayakta kalamaz. Çare olur elbette, ama güçlülük nispetinde ve ortamın seyrine ve mevcutların verdiği imkanlara göre yerli yerinde adımlar atılır. İstikrarla, sabırla, kararlılıkla çaba gösterilir ve adımların karşılığında birkaç kazanım elde edilir. Kazanımlar üst üste konarak güçlü olma yolu inşa edilir. İnşa edilen her ne ise, onunla muktedirsinizdir ve sizi duygusal tatmine götüren somut veri de budur aslında. Tedricen yer bulursunuz o devasa düzenin bir yerlerinde. Sağlıklı ilerlemek isteniyorsa öyle çok ekstrem beklentilerle, beyhude hayallerle yola çıkılmaz. Dünyanın var olan gerçekleri farklı okunarak bir yere varılamaz. Olanı yok sayamazsınız. Zamanın şartlarını gerilere götürerek yeni bir kurgu peşinde koşamazsınız. Şartlar bunlar ise gereğini yapacaksınız. Kaçamazsınız, kör bir şekilde hareket edemezsiniz. Eğer aksini yapıyorsanız sadece kendinizi aldatırsınız. Yani aklı değil duyguları ileri sürerek bir yere varmak mümkün olamaz.

Matematikte denklem nedir? Eşitlik; bir taraftakiler diğer taraftakilere eşit olur. Hesap yapın öyleyse!

Fizikte denklem nedir? “Enerji, kütle ile ışık hızının karesine eşittir” gibi… Denklem, o zaman ve şartlar itibarıyla, var olduğu bilinen, gözlenen, hesaplanan, henüz tam olarak elle tutulmasa bile gerçekliği üzerine tartışılabilen somut uzamların ifadesi.

Matematik ve fizik biliyorsanız eğer, bana duyguları bu şekilde açıklasanıza!

“İsteklilik, inanç, vs. insanın duygularıdır.” Ama onlar denklem dışındadır.

Sizin ihtiyacınız olan ise güce ulaşmak; güç unsurlarını, parametrelerini, çıktılarını biriktirmek ve bütün bunları stratejik olarak kullanır hale gelebilmektir. Muktedir olan bunu diğerlerine göre daha üstün nitelikte yapandır.

O zaman bakacağınız şey belli: Önce elimde ne var diyeceksiniz. Ardından ne yaparsam neyi güçlü hale getiririm diye hesap edeceksiniz.

Önce avucunuzda tuttuğunuz bir güç olacak, somut! Sonra iddia edeceksiniz, yargıda bulunacaksınız, kıyaslama yapacaksınız.

“İmkan ve kabiliyetler, hassas ve zayıf taraflar ve niyetler…” İstihbaratın (intelligence) tanımından alıntıdır bu. Bizde istihbarat deyince akla sadece “haber almak” gelir, oysa o iş tam da “akılla bulunan” bir şeydir.

Bir daha tekrar edeyim: 1) İmkan ve kabiliyetler: Somuttur, hesaba dairdir. 2) Hassas ve zayıf taraflar: Somuttur, hesaba dairdir ve duygularla karıştırılırsa işler sarpa sarabilir. 3) Niyetler: Amaçlar, beklentiler… Örneğin savaş alanında Hitler’in sapıklıklarını biliyorsanız onun niyetini hesaba katarsınız.

Aslında ben insan için önemli olan bir şeyi yok saymıyorum, üstelik gerçekçi yerden bakarak size duygularınızı karşılayacak daha ileri adımları atabilmeniz adına bakmanız gereken yeri tarif ediyorum. Anlatabildim mi?

Görüş Gönder

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.