SORU ÜZERİNE: “İSLAMCILIK”

  • “İslamcılık, Dincilik” nedir, yararlı mıdır?
  • Bir ülke her alanda “dindarlaştırılabilir” mi?
  • Bu durumda siz Muttakiliği nereye koyuyorsunuz, doğrusu nedir?

Dikkatinizden kaçmamıştır, “dincilik” ve “İslamcılık” sözcüklerini tırnak içinde yazdım. Kur’an’da ve Hz. Muhammed’in (SAS) zamanına ilişkin bilgilerde kelimelerin bu tarz kullanımları yoktur. Bunlar “siyasal İslam” bağlamında türetilmiş sözcüklerdir.

Konuyu etraflıca inceleyelim. Buradaki anlatım mantığı bugüne kadar bu sitede İslam kavramının her boyutuna ilişkin açıklanan bilgilerin tümünün bir hülasası şeklinde olacaktır.

Müslüman

Konu daha kapsamlı anlaşılsın diye farazi bir örnek vereyim. Eğer başka gezegende bir iradeli varlık olsaydı ve benimle karşılaşsaydı, bana, “Sen kimsin?” diye sorduğunda, “Dünyalı ve insanım,” derdim, değil mi, böyle tanınmanın yanı sıra inanç bağlamında ise, “Müslümanım,” diye eklerdim. Dikkat edilirse Müslüman; insan, iradeli ve dünyalı, açıklamalarını kapsamaktadır. Fakat o farazi uzaylı, “Ben de İslam dinindenim ve Müslümanım,” der ise İslam dininden olduğu kabul edilecektir, diğer taraftan Müslüman olması mümkün görülmeyecektir. Çünkü onun peygamberinin Hz. Muhammed (SAS) olması mümkün değildir, o başka bir gezegendendir, (farazi de olsa tanımı gereği,) o farklı kavimdendir. Demek ki bu tasnif ve isimlendirmelerde, “Kimin kavmisin?” gibi bir sorunun karşılığı Müslümanlık olarak açıklanmıştır.

Müslümanların kendi dünyalarında “İslamcı” olmaları kainatın çok boyutluluğunda bir anlam ifade etmez. Müslüman önce bunu anlamış olmalıdır. Müslüman Hz. Muhammed’i (SAS) bir yana koyarcasına, gizli bir ima ile kendini perde arkasına gizlercesine tanıtamaz. Bu, kelime-i şehadete uymaz!

Müslümanlar kendi dünyalarında ancak İslam’a hizmet eden olabilirler ve bu konu; bireyseldir, ruhanidir ve manevidir. Çünkü bireylerin ürettikleri fiillerin tümüyle bir manaya ait olması hali akıllardan çıkarılmamalıdır ki, bu dünyalıktır, eksiktir, hatalıdır ve bekli de kişiseldir. Bu nedenle bireyde manevi gücün ön plana aksetmesi bir başkası tarafından kontrol edilemez ve ölçülüp tartılamaz.

Müslümanlar bu dünyada hem kendinden olanlarla hem de başka inanan insanlarla, örneğin Yahudilerle veya Hıristiyanlarla, kendi kitapları çerçevesinde ilişki kurabilirler. Bakın “ilişki” dedim; hitap etmek, açıklamak, tutum sergilemek, hatırlatmak, davet etmek gibi fiillerle genişletilebilir ilişkiden bahsetmekteyim. Asla, savaşmak, zorlamak, şeytani yollarla davranış sergilemek demedim. Müslüman bir başka inançtan olanın, “O da öyle yapıyor, çivi çiviyi söker, ben daha acımasız olanını yaparım,” diyebileceği bir tavrı asla kabul edemez. Kim ne yaparsa yapsın, Müslüman kendi erdemli tavrından sorumludur, çünkü önderi, örneği dinen kavminin atanmış kişisi Hz. Muhammed’dir (SAS).

“İslamcı”

“İslamcı” sözcüğü yanlıştır. İslam için aidiyet ve tarafgirlik belirten ve o tarafa çalışan olmayı gösteren kelimenin köküne ekli “-cı” eki sözcüğü tam anlamına oturtmayı mümkün kılamayacak değerdedir ve eksiktir. Çünkü konu kainat boyutundadır.

“İslamcı” yerine, aynen Kur’an’dakine benzer şekilde; “Müslüman’ın yaşantısı, seçimi, sorumluluğu, yöntemi, politikası…” demek doğrudur.

Örneğin İslam’ın en temel anlamı “barış” ise her yerde “barışçı” ifadesini kullanabilirsiniz, çünkü dünyalıktır, Adem’in mesuliyeti çerçevesindedir. O halde ben İslamcıyım demek yerine alenen, “Müslümanım ve Barışçıyım!” deyin.

Bu açıklamalardan sonra söylenenlere veya yanlış bilinenlere bir bakalım.

Kendilerine “İslamcı” diyenler bu sözcüğü nasıl tanımlıyorlar? Bunlara göre İslamcı; İslam’ın kişisel hayat dışında sosyal ve politik alanlarda da yol gösterici kılınmasını hedefleyen hareketlere verilen isimdir.

Peki, böyle mi? İçinde kullanılan kavramları irdeleyelim. Ama dinimize yakışır şekilde, ilahi derinlikte irdeleyelim, yüzeysel ve kısır değil!

“Kişisel hayat” ne demektir?

Burada bireysel, canlıyken, yaşama dair, gerçek ve doğal olan bir hayattan söz edilmektedir, önce bunu aklımızda tutalım. Sonra, ismi konmuş bir nefsin veya öznenin, örneğin Adem’in konu edildiğini bilelim. Bu öznenin bilinçle planladığı, çabaladığı, başka kişi, canlı, varlık ve kavramlarla ilişki halindeyken verdiği kararlarla yaşamını sürdürmeye çabaladığını söylemekteyiz.

Bunun dışında ne var? Kainatın, içindekilerin, örneğin güneşin bile kuralları ve temeli olan bu dinin, özel adıyla İslam’ın dışında nasıl bir hayat kurgusu var olabilir ki? Demek ki önce şunu bilmek durumundayız; dinin algısı dışına çıkmak, dinden çıkmakla aynı şeydir.

Dinin en genel tanımı nedir? Özel adı Arapça İslam olan “din” kainatta her bir kurala, oluşa, zerreye nüfuz etmiş, çok genel ve kapsayıcı bir tanımdır. Bu böyle bilinir ise dünyadaki tüm çelişkiler ortadan kalkar.

Eğer kendine “İslamcı” diyenlerin tanımı söyledikleri gibi ise esasında bunlar dinden çıkmış veya uzaklaşmış insanlardır. Aslında bu yola girenlerin ana çelişkisi de bu noktada aranmalıdır.

Çünkü din kelimesinin asıl anlamını yok sayarak sadece dünyalık işlerle ilgili inanç bağlamındaki bahse takılı kalmışlardır. Unutmayalım, neanderthal’lerin de inançları vardı, ölülerini gömmekteydiler, tören yapmaktaydılar, tapınaklar inşa edip içinde tapınmaktaydılar. Demek ki aslı kabul etmeden teferruatı esas kabul etmek eksikliktir.

Sosyal alan nedir?

İnsan beşeridir, sosyaldir. Çekirgeler de, kurtlar da, maymunlar da “sosyal” kavramına tabidir, biliyor musunuz? Bugünkü insandan önceki, örneğin neanderthal’ler de beşeri idiler ve Kur’an bu formda ve şimdiki üstün donanımlı insana, yani homo sapiens’e varana dek tümünü kastedeceği cümlelerde, “beşer kıldık” ifadesini kullanmaktadır. Bu boşuna bir söz değildir.

Peki, insan için fark nedir? Elbise giyen, konuşan, derdini en iyi şekilde anlatan, aletleri üretecek aleti de yapan, yaşamı kendine göre değiştiren, tıbbı bulan, hastalıklara çare bulan, kentler inşa eden, evlere mobilya yerleştiren, ulaşım için gökte uçan, otomobil kullanan, ekonomiyi yaratan, sigorta ödeyen, bankadan kredi alan, nefis yemekler pişiren, ekip biçmeyi bir hayli sistemleştiren, internette bilgi bulutlarını sevk edebilen, yapay zekalı robotlar yapmaya çalışan insan, ilişkilerini kendi yarattıkları ile de geliştirerek sosyaldir.

İşte size iradeli insan! İşte bu noktada insan bir Müslüman olabilir, ona peygamber gelir. O, “kan akıtan neanderthal iken Allah (CC) ona peygamber vermez, vermedi de. Böyle Adem olmaz, olunmaz!

Demek ki, Kur’an “Adem” ismini “beşer” sözcüğünün üstüne yerleştiriyor. Allah (CC) Kur’an’da, “beşer olmanın ötesinde sorumluluğu ve yeteneği olan insanın adına Adem,” demektedir. “Adem olmak,” demek “halife” olmaktır. Halifelik yaratabilen, üretebilen, geliştirebilen, kainata olumlu katkı sağlayabilendir. Bunu bilmeden nasıl Müslüman olunur? (Burada zaman içinde ortaya çıkarılan siyasi halifelik müessesesinden bahsetmemekteyiz.)

Şimdi söyleyin bana, değil ferden halife olmayı başarmak, bir neanderthal olmanın ötesine geçemeyen beşerin dini İslam olabilir mi?

Politika nedir?

Bir iş, meslek, çıkar ve yönetme şekli midir? Politika seçim yapmak, karar vermek, bilinçli olanın neticesinde irade göstermektir. Politika nefsin gereği üretilen çok genel bir fiildir.

Bugünkü manada politika, insanın, yani Adem’in var olması ile birlikte başlamıştır. Her peygamberin bir politikası vardır. Hz. Muhammed’in (SAS) özünde politikası önce güzel ahlakı yaymak ve bunun için örnek olmaktır, barışı yamaktır, savaşmak yerine barışı yeğlemektir, bilgiye önem vermektir, çalışmak ve üretmektir, Adem’e, ilk halifeye yakışan şekilde yaşam sürmektir. Ve dahası, devleti yönetirken aldığı kararlar, diğer devletlerle ilişkilerinde verdiği teminatlar, basılan mühürler vs.

Politika bu! İçinde o bastırılası, eğitilmesi gereken ve bir mücadele içindeki nefs var… Örneğin kendine İslamcı diyen bir parti seçime bir hafta kala sayısı bir hayli fazla olan geçici işçiyi zamanında yapmadığı halde, oy oranını artırmak için kadrolu yaptığını açıklıyorsa, bunun İslam’a katkısı sizce mubah mıdır? Daha o kirli işleri ve ilişkileri söylemiyorum.

Ülke nedir?

Adem soyunun kuralları belli olan yaşam şekliyle kendine inşa ettiği bir vatan toprağından müteşekkil evidir. Bu ev bahsedildiği üzere, her alanda “dindarlaştırılamaz.”

Sözcükleri kukla yapmayalım! Zaten kainatta her şey dinin ilahi (gaiple ilişkili, manevi, mana ile ilgili) kuralları içerisinde bir anlam taşır.

İnsanlar bireysel olarak ve bir bilinçle çabalarını göstermek, ilişkilerini tanzim etmek ve dahi her anında sorumluluk duymak zorundadır. Bilinçle davranan, ilişkilerini mükemmel belirleyen ve yaşama sorumluluk idraki ile bağlı olan bir Adem, dindar değil midir? Müslüman veya herhangi bir imamın tarif ettiği mezhepten değil diye, bir insanın katli vacip midir? Bu nasıl bir işaretlemedir? “Ülkede dine hizmetin yolu var; en uçtakiler adam kellesi uçurur, biz mücadelede daha iyilerdeniz, ılımlısıyız, biz karşımızdakini ikna ederiz, gerekirse parayı kullanarak anlaşmalar yaparız…” benzeri anlatımların tümü yanlıştır ve bu yaklaşımların hiç biri bir Adem’e ait olamaz. Herkes kendi nefsinden, kalbinden, aklından, amelinden sorumludur.

Ne demek, siyasal İslam?

Tümüyle aldatıcı sözlerdir bunlar. Ne demek, İslam adına siyaset yapmak, dini istismar aracı görmek? Önce Kur’an’da tarif edilen şekilde, halifeliğini alan, sınavını geçmeyi becermiş bir Adem ol, Müslüman ol, güzel ahlaka örnek olan Hz. Muhammed (SAS) gibi ol, hatta belirtildiği şekilde, Muttaki ol; bak o zaman senin için yol daha düz olacak…

“Dindar”

Adem dindardır, dini bütündür, ilahi insicamı öğrenip gelmiştir, fıtratı böyledir. Ama Adem’den türeyenlerden bir kısmı ayrılık göstermiştir. Bunların her birinin tanımı Kur’an’da yer alır. Peygamberler dinini, ilahi düzenekleri ve gerçek olan doğruyu öğrenmişlerdir; yine de dua etmişler, en fazla af dileyen olmuşlardır. Buna da söylenecek bir şey olamaz. Peygamberden gayrısı kendine rütbe, paye ve ayrıcalık verir gibi çıkar ise bu doğru olur mu? Doğrusu şudur: Her insan dinini geliştirme yolunda olabilir, bana göre olmalıdır da; ama her ne yapsa gelişen bu kainatta/evrende eksik kalacağından dolayı dua eder, talep eder, “Rabbim beni affet ve daha fazla ilim ver,” der.

Dinini öğrenmek isteyen, kendi içinde derinleşmek isteyen, yolunda olsun. Fakat insanın dinini öğrenmek istemesi; dilini, kavramları, matematiği, fiziği, kimyayı, biyolojiyi, astronomiyi, jeolojiyi, termodinamiği vs konuları bilmesiyle başlar, ilk adım bilimsel düşünmeyi becerebilmektir. Göğü ve yeri yaratan Allah’a (CC) iman etmek için, örneğin yeterince göğü bilmeden insanın idraki gelişebilir mi? Ne yani, birileri ne derse onunla mı yetinecek, bu idrak için yeterli mi? Bu, kul ile Allah (CC) arasına bir onay makamı koymakla özdeşleşirse doğruya ulaşmaktan emin olunabilir mi? Müslüman olarak bilinen usullerle ve kalbi yakınlaşma ve teslimiyet bireyle Yaratan’ı arasında olur. Birey bunu idrak etmeyen dinin mantığına ters düşecektir. Demek ki kul ile Allah (CC) arasına girmedikçe sorun yoktur.

Peki, “Ben senden daha dindarım, şu mekteplerde bulundum, şu ulemanın rahlesini öptüm, o halde çök ben sana dinini öğreteyim,” yaklaşımı nereden icap etmektedir?

“Ben dinci değilim, dindarım, hem çok dindarım, sen az dindarsın…” diyenler var, hatta çoğaldılar. Dindar aşağı, dindar yukarı… Dindar kelimesini daha hoş görenler var herhalde.

“Bir vatandaş var, dindar, beş vakit namazında…” Kullanım budur.

Ne denmek isteniyor acaba? Saf, temiz, arı, duru, dininin icaplarını yerine getiren, iyi insan, ahlaklı biri mi? Bu tipteki birine “Müslüman” dense yanlış mı olur? “Peygamberinin izinde giden,” demek yanlış mıdır, Hz. Muhammed (SAS) sizin amaçlarınıza engel midir? “O başka, bu başka…” veya “Çok önemli değil…” mi diyorsunuz?

Bilindiği üzere Kur’an, “İslam” ile “sahih İslam” kavramlarını dahi ayırmıştır. Neden? Gereksiz mi diyorsunuz? Gerekli görülmüş ki ifade edilmiş. Demek ki; İslam ile sahih İslam; inanan ile Müslüman arasında fark var.

Başka kavramlar daha var. İnandığı halde “müşrik” olanlar, Allah’a eş koşanlar, örneğin paraya pula tapanlar var. Müslüman olduğu halde “münafık” olanlar, sözde Müslüman olup kendini “dindar” gösterenler var.

Kur’an’da; kafirin (inkar eden, kendi aklınca mananın üstünde örten), müşrikin (eş, şirk koşan, kendi aklınca mananın değerini indirgeyen,) ve münafığın (küfrünü/kafirliğini gizleyerek kendini mümin, Müslüman gösteren, imanla küfür arasında bocalayan veya çıkarı gereği bilerek bir orada bir burada gözüken kimse,) tanımları ve örnekleri eksiksiz verilmiştir. Bunları kullanmamak için mi başka tanımları söylüyoruz? Bu da mı bir perde?

Münafıklık günlük yaşama karşılık gelir, daha çok sosyal, ekonomik, siyasal alanları ilgilendirir, dolayısıyla önemlidir. Bu konuya çok dikkat etmek gerekir. Siyaset ve ekonomi insanın münafık yapabilir, anlayamazsınız. En pratik biçimde münafığı, kisvesi ne olursa olsun, önce dini siyasi çıkarına alet edenlerde arayın.

Bütün bunları yok mu sayalım? Yoksa münafıklar etrafındakileri şaşırtmak için “dindar” sözcüğünü mü ileri sürüyorlar?

“Ben inanıyorum ama dindar değilim…” Böyle söyleyen biri, “Kalbimden inanıyorum, sana ne?” diyor. Doğrudur, bana ne? Ben de karışmıyorum zaten, ama fark şurada: Din istismarcıları neden, “O dindar, bu değil,” der? Bu bir tür politika mı? Din politikaya çok yumuşak biçimde alet ediliyor da bizim mi haberimiz olmuyor?

Din kelimesi başka anlamlarla yüklüdür. Din, başlangıçta da belirtildiği üzere, esasında geniş anlamı olan, kainatın kanun ve kurallarıyla ilgili bir kavramdır. Tali veya ikinci anlamda ise “inanan” kelimesine karşılık gelir. “Senin dinin sana, benimki bana,” dendiğinde dinin bu zaviyedeki anlamı tamamen “inanç” olmaktadır.

Uygulamada “Din ve inanç hürriyeti,” ifadesi de buna dahildir. Buradaki “din” tamamen ikinci anlamdadır. Batı kültürü bağlamında kabul budur. İnançlar kişiden kişiye değişir. Bir insanın diğerini ölçme biçme hakkı yoktur, bu hak, adı “Hak” olan Allah’a (CC) aittir.

Bunun yerine yalın şekilde, göğsünü gere gere insan neden, “Ben Müslümanım,” diyemiyor? “Ben buna inanıyorum, şuna inanmıyorum,” demiyor? Bu bir çatışma konusu değildir, politik malzeme değildir. Öyle yapmak isteyenler işi bir şekilde sulandırarak buradan nemalananlar olurlar. Elbette etraflarındaki konuyu az bilenler de onlara tabi olurlar.

“Dindar” demek, “iyi ve kaliteli Müslüman” demek midir? Buna mukabil, “Bir inanç sahibi olmak,” eksiklik midir? Bunlar kişisel konulardır. Dolayısıyla, “Devletin dini yoktur,” “Paranın dini imanı yoktur,” deriz. “Laiklik” ve “Sekülerizm” gibi kavramlar vardır.

Unutmayalım, “devletler sistemi” ile tanzim edilmiş bir dünyada hukuk ve kurallar şimdiki hale rasgele gelmemiştir. Baskın kültürün ve anlayışın fikri ile örülmüş bir sistemi kabul etmişiz. Uzayda değiliz, uzaylı da değiliz. Bu dünyada, barışçı, Adem soyu ve Hz. Muhammed’in (SAS) ümmeti nasıl olunur ise öyle olmak gerekir.

Halkın içinde bir belirleyicilik ve markalayıcılık hakkını hiç kimseye veya zümreye veremezsiniz. Hz. Muhammed (SAS) var olduğu dönemde bunu O görebilir miydi? Varsa söyleyeceği o dönem için aktarabilir idi. Ama şimdi hiç bir Allah’ın kulu çıkıp başka bir kula derece veremez, toplum yararına vermemelidir de.

Bu tip, insana bir saklanma veya kaçış imkanı verdiği nedenle, “dindar” kelimesini kullanmayalım. Dini birilerine aitmiş gibi kılmayalım. Kimseden keramet beklemeyelim. Kendimizle dalga geçirtmeyelim.

İslam’da mertebeler yoktur, ama tasavvufta vardır. Bizler tasavvufu nasıl algılıyoruz? Tasavvufu, kökü her ne kadar inanca (!) dayansa da belli türdeki akım, düşünce, ilave ibadet şekli ve iyi niyetle geliştirilmiş gelenek gibi algılıyoruz.

Bu husus “kültürel” anlamda kabul edilebilir; buna karşılık, “ilahi-sahih-din” konusunda titiz olmak şarttır. Kur’an’a karşın bir din uygulaması toplum katmanlarında ve değişik cephelerinde farklılıklar yaratır. Yorumlardan bile ne denli farklı anlatımlar ve ideoloji gibi yazılmış mezhepler var, değil mi? Görmüyor muyuz bunları?

“Birr” Allah’ın emrinde olan “mertebe verme” konusunu dünyalık algılarla karıştırmamak gerekir.

Şehadet

Bu dünyada sorumlulukları idrak etmek ve Adem olarak yaşamak önemlidir. Bu mertebeyi hiç küçümsemeyelim.

İnsan için Müslüman olmadan İslam’a hizmet etmek zaten olmaz. Ama burada takdir yine başka bir insana ait değildir, Yaratan’a aittir, O’nun hesabı da bu dünyada Adem’e gaiptir (bilinemezdir).

Söylenen şekilde, “İslamcılık” bir parti gibi algılanamaz, değeri belli çıkarlara ve hatası daha sonra tartışılabilecek türden işlere İslam asla indirgenemez. Bu İslam kelimesinin ağırlığını tartışmaya açar olur. Buna sebep olan Adem’in akıbeti de tartışılır.

Ahvalde durum böyle olmadı mı?

Müslümanlar, “ferden” Adem soyu olarak ve varoluş gerekliliğine sadık şekilde yaşayarak (orijinal anlamda) halifeliğini ilahi bağa tescil ettirirler, işte buna “şehadet” denir.

Canlı bombadan şehit değil, ancak beşer veya başka bir yaratık olur. Canlı bomba devşiren, bu amaçla şeytana hizmet eden (ki şeytan da gaiptir) dünyanın en uzun sakallı, en muhterem yüzlü ve kendindeki çeşitli üstün özelliklerin varlığından söz eden bir kimsenin, ilahi anlamda, dinen yeri sizce neresidir? Ben bilmiyorum.

İslam (din) kainatın zerresi içindedir, nüfuz etmiştir, içinden sökülürse kainat olmaz, hiç bir varlığın buna gücü yetmez. Ama nihayette “muhtaç” olan beşer, kendi aklıyla “politika yapıyorum” derken, İslam’a gölge düşüremez, cezasını Allah (CC) verir elbette.

Bu şekilde ortaya çıkanları görmek, anlamak gerekir. Bunların hem kendilerine hem de Müslümanlara zararı dokunmaktadır.

Muttakilik

Muttakilik; dini, özel adı olan İslam’ı bilmek, kainatta üstün iradeli varlık olarak bilinçli olmak, bunun değerinin bilinciyle ve sorumluluğuyla hareket etmektir.

Muttaki bu dünya yaşamında Hz. Muhammed’in (SAS) ümmetidir, yani Müslüman’dır.

Muttaki ana hatlarıyla kimdir, Muttakilik nedir? Evvela, “takva” ve takva sahibi olan “Muttaki” Kur’an’ın tarifidir. Önce bunu bilelim. Muttakilik, sözü edilen “İslamcılık” ve hatta “tarikatçılık” değildir. Şeyhlik, şıhlık değildir.

Muttakilik, sorumluluk ve bilinçle, tüm gerçekliğiyle ve doğallığıyla, önce Adem olmak, halife olmaya çabalamak, Müslüman olmak ve sonra bu dünyada güzel ahlakı yaşamak ve ilişkileri buna göre görmek, bu anlayışta olmak ve bütünüyle böylesi bir tavır göstermektir.

Muttakilik bireye, hesaba çekilecek nefse ilişkin bir isimdir. Muttaki, günlük işlerde bir taraf olacak ise bilinçli, gerçekçi, doğal ve akılcı olanı görmek ve tartmak durumundadır ve yaptığından emin olarak hareket eder. Bu nedenle Muttakinin etrafına doğru ilk bakış noktası merkezdir.

Muttaki sahih İslam’a inanır ve sahih İslam Kur’an’da tarif edilmiş olandır. Muttaki müşriklik ve münafıklık yapanları tanır. Muttaki, dindarlık gibi mertebe istismarına tevessül etmez. Muttaki kimsenin inancına bir derece vermez, hatta kimseye inancından ötürü karışmaz. Muttaki, “Benim ‘dinim/inancım’ bana, seninki sana!” der.

Muttaki devlete dinen görevler verilecek zamanın Hz. Muhammed’den (SAS) sonra güçleştiğini bildiğinden bu konuda maceraya girmenin yanlış olacağını bilir; bu idrakle seküler olmaya “evet” der. Din için cihat, insanın kendi içindedir ve imanını kökleştirmesiyle ilgilidir. Din için adaleti yayan olmanın yöntemi örnek olmaktan geçer, kılıçtan geçmez. Bunlar tarihte denenmiş işlerdir.

Gelecek, akılla, bilgiyle ve bilinçle inşa edilir. Muttaki kucaklayıcı ve kapsayıcıdır, sömürücü ve istismarcı değildir. Toplumu ayrıştırmanın karşısındadır. Tamamen barışçıdır.

Cevap

İslamcılık, siyasal İslam düşüncesinden ve belli bir amaç üzerine türetilmiş bir ifade şeklidir. Dincilik ve İslamcılık, İslam ile bağdaşmaz ve hatta Müslümanlığa zarar verir, vermektedir de!

Bir ülke değil, bir küçük toplum birimi bile söylenen şekliyle dindarlaştırılamaz, bu tarz bir çaba insanlığa hizmet etmez, ülkeye de hizmet etmez. Analar babalar çocuklarına vermek istediklerini veremiyorlar da, onları iyi Müslüman yapamıyorlar da siz mi bu görevi üstleniyorsunuz? O halde önce evladınıza okuma yazma öğretin; insan ve onun öznesi Adem olmayı öğretin.

Bu tür işlerle meşgul olanlar, Kur’an kavramlarını ve hadisleri esnetip duranlar, buna ilim diyenler, kendilerine ulema diyenler, bunlardan sözümona feyz alıp siyaset yapmaya kalkışanlar; ancak kendilerine bu dünyada bir konu yaratanlardır. Dünyanın diğer taraflarına hiç bir yarar sağlamazlar, iyi anlamda ilgi çekmezler, ülkelerindeki düzeni bozarlar, zaman kaybına sebep olurlar.

Gerekli olan Muttakiliktir, bu bize yeter! Burada o bilinen türden siyaset yoktur, bilgi ve bilinçlenme, sorumlulukları idrak vardır, bunun tercihi yapılır. Bu sayede bireyler kendini bulur, ilahi bağıyla yaşamına sarılır.

Şimdi bakın etrafınıza, sizce kimler münafık oluyor?

Görüş Gönder

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.