Soru üzerine: Niyet Etmek

  • Niyet etmek konusunda mananın ve takvanın ortak noktaları nelerdir?
  • Günlük yaşamda bir işin niyet beyanıyla yapılması ne anlama gelir?

Burada insanla ilgili konuları irdelemekteyiz. Tersine düşünmek mümkün değildir; arzusuz, isteksiz, dileksiz, amaçsız, plansız, düşüncesiz, duygusuz ve iradesiz bir insan olabilir mi? İnsan için niyet beyanı hem manevi yaklaşımların temeli, hem de dünya yaşamında doğru iş yapma ahlakına sahip olmanın esasıdır. Niyet etmek manayı, maneviyatı, din ve muttakilik kavramlarını yerli yerine oturtmak ve bu dünyada olabildiğince doğru yaşam sürmenin yolunu açmak anlamına gelir. O veya bu şekilde niyet ediyoruz. Ama bir bütün içinde değerlendirelim, bakalım ne anlamlara geliyor.

Kapsam

Arzu, istek, düşünce, amaç, hedef, plan, program gibi insana ait yönetsel kavramlar bugün organizasyonların yazılı dokümanları içine girmiştir. Organizasyon için vizyon, misyon, hedef, strateji gibi kavramlar sistemli şekilde daha en başta yazılır ve uygulama için odak noktası olur. Sonuçta uygulayıcılar birer fert olarak yaptıklarından sorumludur. Kurumsal kimlikler bu yazdıklarını savunur, geliştirdikçe yeni olana odaklanılmasını ister. Kurumsal yapılar en basitinden en karmaşığına, aile, şirket, okul, dernek, devlet, uluslararası kurumlar vs şekildeki organizasyonlardır. Her biri içinde bireyler vardır.

Burada bireylerle ilgileniyoruz. Bireysel bakış açısının, insanın merkezde olduğu ve sorumluluk duyduğu noktayı ele alıyoruz. Çiviyi çakan, aracı kullanan, tetiği çeken sonuçta hep bir insandır. Olup bitenin sorumlusu insandır, ne yapılıyorsa insan aklıyla ve eliyle yapılır. Somut ve gerçek yaşam insanla ilgilidir. Mana onun bireysel kararının içinde, arka planında, derinliğindedir. Eğer birey sağlık sebebiyle bir krize sebep oldu ise, olaya yaklaşım kişiye yöneliktir; tedavi, zararı karşılama bireye yöneliktir. Benzer şekilde, sağlıklı insanın içindeki yapı da önemlidir; neticede bir işe sebep verendir, duyguları, beklentileri vardır… Konu bireye indirgenince karşımıza elle tutulmayan başka kavramlar çıkıyor değil mi? Vicdan, merhamet, ahlak, din, nefs, ruh…

Bu noktada konunun kapsamını belirginleştirebiliriz: İnsan, insanın iç dünyası, bireysel yapısı, düşüncesi, bilgisi, birikimi ile verdiği kararlar, attığı adımlar, dışa vurumu ve bütün bunlara ilişkin kendi yükümlülüğüdür.

Tanım

Bir kelimeyi kalben söylemekle güncel yaşamda ne elde edilebilir ki? Evet, yaşam bir bu kadar kolay ve bir bu kadar kapsamlı bir içeriği kapsar. Niyet bunun en güzel örneklerinden biridir.

Niyet etmek istemektir, isteneni elde etmeye yönelmektir. Bir işin niçin yapıldığını açıklamak amacıyla gösterilen irade beyanına niyet etmek denir. Başka bir ifadeyle, niyet etmek kararı verilmiş bir amaç için bir dilek sunma ifadesidir ve hissiyatıdır. Bizler neye azmedildiğini, neyin kastedildiğini ve iradenin niçin ortaya konduğunu ancak neye niyet edildiğiyle veya ne dilekte bulunulduğuyla açıklayabiliriz.

Niyet etmek kalben tasdik etme beyanıdır. Bir şeyi istemekle başlayan yöneliş onu elde etmek anlamına gelmeyebilir; çeşitli, belki ulaşmayı engelleyecek önemli sebeplerin etkisiyle fiil gerçekleşmemiş olabilir. Kalpten geçirilen bir arzu olarak kalabilir. “Ben böyle niyetleniyorum, arzuluyorum, istiyorum ama fiil meydana gelir mi, iş olur mu, gerçekleşir mi, kabul görür mü, sonuç alınır mı?..” gibi bir duygu ve düşünce hali söz konusu olabilir. İnsan için bu da önemlidir.

Maneviyat ve Niyet

İnsanın sorumluluğunu hafife almak insana en büyük zulümdür. Çünkü insanoğlu yükümlüdür. Bu itibarla olabildiğince geniş ve anlamlı düşünmek gerekmektedir. Bilinçli (şuurlu) olmak demek, kainat oluşumu içinde, nüfuz edildiği kadarıyla bile, sebep ve sonuçlarının her birine en başta ilgi duymak demektir. “Bilinç atmosferi”[1] kendi içinde derinliği olan bir konudur ve aynı zamanda kapsayıcıdır. Elle tutulanların dışındakileri en iyi bilen insan olmalıdır, değil mi? Elle tutulamayan gerçekleri de; örneğin enerjiyi, kuvveti, amacı, arzuyu, duyguyu, anlamı, manayı, maneviyatı…

“Maneviyat” konulu yazımızda[2] geçtiği şekliyle; “ilahi mana” ve “maddedeki mana” açıklamalarımızı hatırlayalım. Önce maddedeki mana bakımından konuyu ele alalım. Bu dünyalık, maddi şartların eseri olan bir mana (anlam, değer, ölçü, özellik, kuvvet…) konusudur. İnsan, iradesi gereği yaptığı işlere anlam katar, kendince anlamlıysa, önemliyse, özelse yapar, böylelikle bir amaç güder. İnsanın karşısındakilerle bir ilişkisi olur. İlişkide olunanlar ya bir diğer canlı ya da madde veya birçok şey bir arada olacak türdendir. Muhatap diğer bir insan olabilir. Karşılaşılan bir virüs, ultraviyole ışın veya herhangi bir şey olabilir. Karşılaşılanın karakteri ve özelliği ile bir anlık bile olsa ilgili insanın özelliği çatışabilir. Burada iradeli insan halisane niyetiyle olumlu iş yapmayı ve bir yarar elde etmeyi amaçlar. Eğer ego, bencillik, bireysel çıkarcılık öne çıkarsa, yani eğitilmemiş nefs öne çıkarsa, dengeler değişir. Biri diğerine zarar veren olabilir; öyle olmaktadır da!

En basit örneğiyle, bir diğer insana, canlıya, araca, ormana, mahalleye, kente, ülkeye, çevreye, denizlere ve bir süreç içinde dünyaya bir ferdin dahi yapabileceklerini düşünebiliyor muyuz? Bir söndürülmemiş sigara ile orman yanmıyor mu? Bu kaza mıdır, dikkatsizlik mi? Burada niyet nedir? Bir basit imar düzeltmesine bağlı inşa edilen çok katlı binalar ile kentin esen rüzgarının önüne set çekilmiyor mu? Sorumsuzluk her yönüyle yanlışların sebebi olabilir. Bırakın temiz havayı ve yaz günlerinde serin bir gün geçirmeyi, satılan gayrimenkullerden dolayı mülkiyet bahsi de işin içine girer, yıllara sari sorunlar gelişir. Burada niyet nedir? Gizli ilişkilerle silahlandırılan bir çete çıkar elde etmek için bir araç olarak kullanılabilir. Benzeri oluşumları görmüyor muyuz? Burada niyet nedir? Her birimiz başka örnekler ekleyebilir.

Çok genel bir ifadeyle, bireyin niyeti daha fazla refah ve güvenlik talebine dayanmaktadır. Herkesin benzer kaygılarla, isteklerle, fakat değişik şartlarla karşı karşıya kaldığı bir ortamda yine değişik sonuçlar elde edilir. Biri kaybederken diğeri kazanan olarak nitelenebilir. Bu dahi doğal görülebilir. Ama insanın doğallığında irade, zeka, akıl, gönül bağı ve duygu vardır, benlik (ego) yanı sıra örneğin vicdan, insaf, merhamet vardır, öyle değil mi? Bunlar da bahse konu doğallığa dahil edilince insana özgü bir tavırdan, tutumdan, anlayıştan bahsedilmesi gerekir.

Niyet edilen şey ile elde edilen şey çok farklı sonuçlar da doğurabilir. Sorumluluk duygusuyla, akılla, doğru olma yoluna bağlılıkla, titizlik göstermekle ilgili bir çabayla farklı sonuçların zarar vermesi en aza indirilebilir ve mümkünse tamamen olumlu sonuçlar elde etmek mümkün olabilir.

İlahi mana insan için gaiptir. Gaibe kalben inanmak ise iman konusudur. İman sahibi her fiili (ameli) için yaptıklarını ve içinden geçirdiklerini gaibin rızasını almak ve ilahi uyumluluğunu ispat etmek adına bir niyet beyanında bulunabilir. Sonuçta dinen niyet etmek (dilemek) Allah’ın (CC) rızasını almayı işaret etmektedir. Bunun anlamı mevcudiyetin ve bütün fiillerin ilahi uyum gözetilerek yapılmasıdır.

İlahi manada Yaratanı ile kulu arasında sadece kalben tasdikle içselleştirilebilecek kişisel bir ilişkide dışa vurum niyet beyanıyla gösterilebilir. Bir kelime ile ne olur demeyin, çok şey olur! “Niyet ettim Allah rızası için şunu yapmaya,” şeklindeki irade beyanı, kulun yapmayı hedeflediği işi kainatın işleyişine kendince bir anlam katarak, bilinçle ve uyumlulukla yaklaşım göstermesi, Yaratan’ının (CC) rızasını almak amacıyla yaptığını kararlı bir şekilde göstermesi anlamına gelir.

İbadet içinde niyetsiz hiç bir fiil yoktur. Kimin için (elbette mevcudiyetin maliki adına), ne yapıldığı (ister ibadet olsun ister günlük bir fiil), gerekirse teferruatlı bilgisiyle birlikte açıklanır, dile getirilir, teyidi yapılır, ikrar edilir, vurgulanır ve kararlı olunduğu gösterilir. Özellikle niyet ifade edilir ki, bu bir bütünlüğe sorumluluk duyulan ilahi düzene ve sisteme bağlılığı işaret eder. Bu beyan yapılan işe, ibadete ve düşünülen konuya mana katmak demektir. Örneğin kılınacak namaz ise bu bir dizi hareket yapmaktan ve bazı ezbere cümleleri sarf etmekten çok ötelere gider ve ilahi uyumluluğa bağlanır. Oruç vesilesiyle gün içinde aç ve susuz kalmaktan ötelere gider ve ilahi uyumluluğa bağlanır. Bazı ibadetler basit gibi görülebilir, ancak fiile katılan mana, yüklem ile durum özelleştirilir ve değerli kılınır.

Başka bir örnek; insan beslenmek için gerektiğinde başka bir canlıyı, kümes hayvanını, besi hayvanını vs kesebilir. Bir başka canlıyı öldürme işini spor veya eğlence olsun diye yapanlar da vardır. Bakın bu durum farklı bir algıya dayanmaktadır. Bunun önüne geçmek, gerekli olup olmadığını tartışmak başka bir konu; ama insanın iradesiyle, saygılı davranarak, haddinin bilincinde olarak ve yapacağı fiilin sorumluluğunu üstüne aldığını teyit ederek en azından kendi kendine bir hesap verebilir. Ben bunu neden yapıyorum, diye kendine sorabilir. Bu tür fiiller insanı küçültmeyecek, hatta büyütecek bir şekilde sonuçlanmalıdır; keyif için canlıya zarar vermek insanın doğasına (fıtratına) ters görülmelidir. İşte bu noktadan çıkıp gelin ve şimdi siz söyleyin; şu veya bu gerekçeyle, çeşitli nidalarla, çok kutsal bir iş yapılıyormuşçasına, kendisini bir tür cezalandırıcı kisvesine koyan tarafından, bir insanın diğer bir insanın gırtlağını kesmesi ne demek olabilir? Kabul edilebilecek bir düşünce midir? Kabil tarafından Habil’in gırtlağının kesilmesi gibi bakın bu tür olaylara…

Niyet etmek duanın başlangıcıdır ve hatta en kapsamlı ifadesiyle niyet dua ile aynı manadadır. Dua çok maksatlı bir sözcüktür. Dilemek, istemek ve yakarmak gibi ilk kullanımının yanı sıra, okumak, anlamak ve idrak etmek gibi daha geniş bir anlamı içerir. Bunlarla birlikte bir adım daha ileri gitmek mümkündür ve dua anlamın, mananın, manevi dünyanın, maddenin ve ilahi düzenin kanun ve kurallarının tümü olan dinin bir başka adıdır. “Kainat dua üzere kurulmuştur,” dendiğinde, kainatın bir parçası olan insanoğlunun bilinçli olması ve aidiyet duyması bağlamında bir anlayışı idrak edebiliriz, “Kainat bir anlam (mana) üzere kurulmuştur,” ifadesi ile aynı şeyi söylemiş oluruz.

Dua salt insana ait değildir; kainata, görünen görünmeyen tüm mevcudata aittir. İnsan dua ederken önce kendi haddini bilmelidir. “Bismillah…” veya “Allahuekber…” deyip kainatın duasına zarar verebilir mi, iyi düşünmelidir.

Öyleyse niyet etmek en geniş ifade ile Yaratan’ın “Ol!” emrinin gereğini yapmaktır, kararlılıkla bir başlangıç yapmaktır, en azından kainatta ilahi uyumuna manen bağlı olma iradesi göstermektir.

Muttakinin Niyeti

Muttakinin ibadeti her anına yayılmıştır. Muttaki (takva sahibi) her işini bilinçle, sorumluluk duyarak ve yanlıştan sakınarak yapar. Bu nedenledir ki, muttaki ilahi uyumluluğa niyetini en belirgin şekilde ifade edebilen yetkin insandır.

İlahi mana açısından niyet etmek demek, ruhuyla bütünleşmiş ve ilahi uyuma itaat etmiş nefsin yaşamındaki yönelişidir. Nefsin dünyalık yönelişi takva ile gösterilebilir. Muttaki olan, tüm sorumluluklarını yerine getirme iradesi gösteren veya en azından bu yolda olan için dünya işleri ciddiye alınır, planlanır, takip edilir ve geliştirilir.

Bireyin bu dünya işlerinde, gerçek ve somut yaşamında, ilişki halinde olduğu tüm diğer gerçeklerle, muhataplarıyla veya maddi unsurlarla, bunların dahilindeki manaya karşı ilahi mana ile bütünleşmiş şekilde davranış sergilemesi ve duygu beslemesi demek, muttaki olması demektir.

Takvanın değişik anlamları vardır. Asıl anlamlarından biri de; bir işin kalbi samimiyetle ifadesidir, özellikle fiilin niçin yapıldığının karar ifadesidir. En belirgin açıklamasını şu ayette görmekteyiz: (Kesilen kurbanlar kastedilerek:) “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.[3]

Takva nedir? İletilen, gönderilen ve ulaşabilen bir duygudur; ama nereye? Fiil üreten insandan gaip olan Yaratan’a (CC)… Yani takva niyet gibi hisle ve maneviyatla irtibatlı bir konudur. Muttaki, yani takva sahibi, bütün bu hususların kapsamına vakıftır, sorumludur ve olup bitenin bilincindedir. Muttakilik sorumluluk duymaksa, niyet beyanı bunun tasdikidir. Muttakilik yanlıştan sakınmaksa, niyet bunun teminatıdır.

Uygulama

“Niyet ettim Allah (CC) rızası için katliam yapmaya, terör yaratmaya, diğer canlıları katletmeye, bir bomba atıp insanların tümünü yok etmeye,” denmesi kabul edilebilir mi?

“Ben Ademoğlu, niyetim şu ki, kainatın düzeni gereği, aynı bilinçle, üstün iradeli bir varlık olarak, ahlaklı, dengeli, ölçülü, uyumlu, barışçı, mevcudiyeti geliştirici özelliklerle şu işi yapmaya,” denmesi hiç kötü olur mu?

“Niyet ettim şu projeye imzamı atmaya,” denmemesi için sebep ne olabilir ki? Sorumluluklara dair her konuda bireyin kendi adına bir nefes alması kadarlık bir iç muhasebede bulunması yararlı olamaz mı?

“Ben çok iyi niyetliydim ama…” İyi niyet zaten olması gerekir, bu noktada söylendiği şekliyle dikkate değer bir özellikten bahsetmek mümkün değildir; bu bir yetersizlik ifadesi dahi kabul edilebilir. İyi niyetlinin yaşama dair her adımında üstüne düşenleri aklıyla, yeteneğiyle, profesyonelliğiyle, eksiksiz ve çok titiz bir şekilde yapması önemli bir konudur. Yine aynı noktaya geliyoruz, eğitim konusuna! Bu eğitim gerçek yaşamın gerekliliklerini karşılamaz ise sonuç almak mümkün olmayabilir.

Peki, “bırak bu niyet işini,” deniyorsa bunun anlamı ne olur? Peki, “ben sadece niyeti ibadet ederken –bir tür otomatik şekilde- yapıyorum, bu bana yeter,” deniyorsa bunun anlamı ne olur? Sizce durum ortada değil mi? Ruhuyla nefsinin irtibatını kaybedenler için sapkınlık doğaldır, öyle değil mi?

Sorunun Cevabı

Niyet etmek insanoğlunun kainatla uyumu için bir anahtar irade beyanıdır.

Dünya yaşamı içinde insan sürekli sorumluluk duyacak ve yanlıştan sakınacak; “Ben şimdi şunu yapıyorum ve yaptığımın anlamı budur,” diyecektir. İnsanın bilinçli olması demek, aynı zamanda niyetini doğru ifade edebilmesi demektir.

Niyet en başta olması gerekeni açıklar, ama sonrası akla, yeteneğe, yetişmişliğe, eğitimli olmaya, profesyonelliğe, güncel yaşamı takip etmeye, yaratıcı olmaya, üretmeye ve çok çalışmaya ihtiyaç duyar.

Bireyin işine imanla, inanışla ve bağlılıkla yaşama, varlığa, oluşa ve gelişmeye bir ibadet anlayışıyla bakması demek, aynı zamanda her adımında iradesini niyetiyle sınıyor demektir.

Muttakilik önce niyet beyanıyla başlar. Örnek insan olmak böyle bir başlangıçla mümkün olabilir.

İbadet insanı yaşamsal iradeye niyetiyle bağlar, yeter ki birey bunun bilinciyle hareket etsin!

[1] https://muttakilik.com/bilinc-atmosferi/

[2] https://muttakilik.com/soru-uzerine-maneviyat/

[3] Hac 37.

Görüş Gönder

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.