Yenilikler Üretim Sistemimizi Zorluyor

Ülkemizde üretim konusu ne seviyededir? Neler yapılmalıdır? İdeale yakın bir üretim modeli nasıl olur? Küresel pazarda yer almanın bedeli nedir? Kısmen de olsa bu soruları cevaplamaya çalışacağım.

Değişik dönemlerde değişik teknoloji üreticilerinden alınmış üretim sistemlerini kullanmaktayız. Bu üretim sistemleri bugün yoğun şekilde dijital değişimin etkisi altındadır. Küresel sistemde değişimi öne çıkaran gelişmelerin başında Büyük Bilgi (Big Data) düşüncesi gelmektedir. Hesaplamalarda kullanılan veri miktarı çok ileri seviyelere çıkmıştır. Bunun dışında yapılan hesap yöntemleri belliyse de daha fazla bilgi kullanımı dikkate değer görülmektedir. Analitik düşünce her üretim alanına girmiş durumdadır, iş yönetimi akıllı sistemlerle desteklenmektedir. İnsan ve makine arasındaki işbirliğini artırıcı değişik arayüzler devreye girmektedir. Bütün bunlar gerçek zamanlı tespiti, müdahaleyi ve yeni sistem geliştirebilmeyi hedeflemektedir. Birbirleriyle konuşan robotlara yönelim ve 3-D baskı sitemleri üretimi çok ileri taşımaya bağlı başlıklar olmuştur.

Bu kez iş daha zorlaşmıştır: Hazır üretim tesisi almak veya bütünüyle teknoloji transfer etmek neredeyse bir işe yaramayacak gözükmektedir. Dünyada bunlara bağlı geliştirilen üretim alanları sürekli yenilenmeyi hedeflemektedir. Yani üretilen ürünün yenilenmesindeki periyod nasıl kısaldı ise, benzer şekilde üreten sistemlerin yenilenmesi süreçleri de giderek kısalmaktadır. Buna ayak uydurabilecek diğer üreticilerin benzer yatırımları yapması ve gerekli tecrübeyi kazanması gerekmektedir.

Üretim kapasitesi, üretim başarısı ve güvenlik ihtiyacı artıyor, buna karşılık maliyetler düşüyor. (Buna ram’lerin ucuzlamasından alıntı yapılarak Moore Kanunu denmektedir. [1] ) Bunun dışında en önemli gelişme olarak, satış maliyetlerini bir sınırda tutuyorlar. Aradaki kâr marjını ar-ge’ye ayırıyorlar, ileride satılacak ürünün maliyetine ar-ge masrafları yansıtılıyor. Böylece ar-ge çabasını artırarak daha da gelişmiş teknolojilerin hızlıca üretim alanına girmesini sağlıyorlar.

Dijital dönüşümün hızlandırılması adına büyük yatırımlar yapılmaktadır. Bu büyük bir yetenek avı haline dönüşmüş iş alanıdır. Veri yönetimi ve siber güvenlik diğer önemli bir konu başlığıdır. Bu alanlarda çalışanları özellikle gelişmiş ülkelere gitmesi büyük kayıptır. Bu belki her dönemde böyle görülmüştür ama bu kez durum daha değişiktir. İnsan ve bilgi kaynağı kaybı demek bağımlılığın artması demektir. Bu dünyayı daha küresel bir sisteme dahil etmektedir. Ülkemiz bu küresel sistemde daha fazla oranda ve sadece tedarikçi ve tüketici rolünü üslenen bir ülke konumuna dönüşmektedir.

Her şeyin başında büyük düşünmek önemlidir. Büyük düşünmenin başında küresel ne değişimin gerçekleştirileceğinin, ne üretileceğinin, hangi alanlarda söz sahibi olunacağının, ne tür bir fark içeren üretim-satış-tüketim sistemi kurulacağının, ne kadar kazanılacağının, tüm sistemin yenilenme süreçlerinin nasıl gerçekleşeceğinin kararlarının verilmesi gerekmektedir. Bugün bu konulara en yakın hareket eden şirketler Tesla, Google, Apple gibi görünmektedir. Ülke olarak Amerika başı çekmektedir. Medya bu konuyu yazmakta ve konuşmakta, politikacılar ve hukukçular gerekli alt yapıyı hazırlamaktadırlar.

Bütün bu bakış açısına uygun işgücünün istihdamını düşünelim, küresel olmak zorunda, en iyilerin bir araya getirilmesi zorunluluğu doğmaktadır. Bu konuda uzmanlaşmış çalışanlar istihdam edilmelidir ve danışman kullanımları da yönetilmelidir. Danışmanlıklar ayrı bir gelir kapısı açmaktadır. Diğer taraftan bilgi güvenliği açısından bir o kadar risk sahası olmaktadır. Yatırımlar öngörülürken, işin başında hangi ülke, şirket/şirketler, alt yükleniciler, bireysel yetenekler ile işbirliği yapılacağının kararı bu anlamda önemli olmaktadır.

Burada hukukçuların oldukça vizyon sahibi kişilerden ve kurumsal işletimin ülkenin ve insanlığın ileriye taşınmasına imkan verecek şekilde olması gerektiği ortaya çıkıyor. Örneğin ABD’de hukuk düzenlemelerinin yapılmasına bağlı olarak, 1980’lerde bilgisayar ve internet teknolojileri DARPA’dan Silikon Vadisi’ne devredildi. Gelişme için saha açıldı. Benzer şekilde 2013 yılında roket teknolojisini geliştirme çabasının özel sektöre indirgenmesini NASA’dan Amerika’nın çeşitli test alanlarına imkan verildi, gezegenlerdeki madenlerin ise şirketlerin mülkiyetine devredilmesini görmekteyiz.

Ülkemiz fikri mülkiyet ve patent konusunda önemli adımlar atmalıdır. Araştırma ve geliştirme enstitüleri desteklenmelidir.

Şöyle bir yanlış var: Örneğin G.Kore’de ar-ge için bütçeden ayrılan pay %3,8, Türkiye’de %0,9, ayrılan payı artıralım bu iş düzelsin, diye bir yaklaşım kesinlikle sonuç vermeyecektir.

Eğer ilk başta üretecek kişi bulunamıyorsa tersine mühendislik yöntemi sistemleştirilmelidir. Ayrıca teknolojiyi satın alma yolu da açık tutulmalıdır. Önce pazara girilecek somut bir alan yaratılmalıdır.

Öncelikle bütün sistemi geliştirecek kanuni altyapı ve temel birimler inşa edilmelidir. Kanunlar tıpkı üretim sistemleri gibi sürekli yenilenmelidir. Bunun için şeffaf devlet yapısı çok önemlidir. Fikir ve mülkiyeti İngiltere’nin James Watt zamanında nasıl gerçekleştirdiğini hatırlayalım. Yoksa Sanayi Devrimi olur muydu? İş kurmak için bürokrasi en aza indirgenmiş olmalıdır. Unutmayalım ki, 1950’ler sonrası Tayvan ve G. Kore eşit olarak sahaya indi; bugün daha az merkeziyetçi, açık-rekabetçi ve yüksek ekonomik performansa sahip olan Tayvan daha çok endüstrileşme ve ihracat oranlarına sahip olmuştur. G. Kore, Tayvan’dan 6 kat büyük topraga, 3,2 kat nüfusa sahiptir. Demek ki politik altyapı çok önemli olmaktadır. [2]

Konu sadece yatırım çekmek değildir. Biz öyle görüyoruz. Asıl önemlisi, kafası çalışanın üretime geçirilmesi için gerekli kolaylıkların hızlıca gerçekleştirilmesidir. Bunun için danışmanlık ve rehberlik hizmetleri verilmelidir. Finans sistemi (Seed-Venture Investment tarzı, kredi kolaylıkları, vs) buna uygun çalışmalıdır.

Temel üretim sistemleri dikkate alındığında şöyle bir yaklaşımda bulunabiliriz. Üretici gelişmiş ülkeler (örneğin Amerika, Almanya, İngiltere) üretirken standartları koyuyorlar, ilgili kavramları üretiyorlar ve hukuku buna uyarlayarak geliştiriyorlar; dünya pazarına standartlar, kavramlar ve hukukla çıkıyorlar.

Türkiye’nin üretimde söz sahibi olduğu bir teknolojik ürünün olması gerekiyor. Böyle olur ise ilgili standartlar, kavramlar ve hukuk altyapısı ile pazara çıkabilecektir. Değilse bağımlılık hep var olacak, üretilse bile katma değeri yüksek bir malı satmasının yolunu bulamayacaktır. Üstelik bütün bunları sürekli yenileyebilecek bir sistemi kurgulayıp işletmesi gerekmektedir. İşte işin zor olan temel kısmı da burasıdır. Yakın gelecekte üretimde Türkiye bahsedilen alanları sistemleştiremez ise şu an olduğuna yakın ölçüde, teknolojik ürünlerin belli kısımlarını üreten taşeron ülke veya fason üreten ülke konumunda kalacaktır.

Bu da iyidir, diye düşünenler olabilir. Ama unutmayalım ki, büyük düşünen ülke ve firmalar için başka bir klasifikasyon baremi oluşmuş durumdadır. Hemen her şeyi istediklerinde üretebilecek, ürettirebilecek veya yenileştirebilecek hıza ve güce sahip olacaklardır. Küresel boyutta bu elastikiyet piyasalarda istenilen dalgalanmayı yaratabilmek anlamına gelecektir.

Şirketlerce yapılması gerekenler nelerdir? Rasyonalite her alanda kullanılmalı ve dinamik şirket yapıları esas alınmalıdır. Amaç en yararlı veriyi bulup kullanabilmektir. Bütün bunlar ideal şartların sağlanmasını sağlamalıdır.

Şu da var, eğer şirketler şans deneyerek bir yer edeceklerse ona piyasada gerektiği ölçüde bir şans verilmelidir. Bilindiği gibi Amerika’da batmış şirketler lanetlenmiyor, tecrübe edinmiş kabul ediliyorlar.

Üretimin yapılması için ham madde ve yarı mamul madde gibi girdilere ihtiyaç vardır. Bunu çıkarmak veya satın almak yeterli değildir. Üretim içinde belli bir sistemle her aşamanın dijital ve kontrolü yapılabilen şekilde gerçekleştirilmesi gerekir. Verimlilik için tüm sistemin gerçek zamanlı şekilde gözlenmesi ve müdahale edilebilir olması gerekmektedir. Örneğin iyi bir öngörü ile Elon Mask’ın “hyperloop” benzeri bir sistemin üretimi yapılacaksa ve kazancın büyük olacağı düşünülüyorsa, dikey entegrasyonla ham maddeye kadar olan gerekli yatırım yapılmalı, kompozitler üretilmelidir. Örneğin çelik levha üretemediğimizden ithal etmenin getirdiği maliyet tüm uç-ürünlerin üretimini de imkansız kılmaktadır.

Apple ürünlerinde kullandığı alüminyum bildiğimiz türden bir alaşım değildir, belli nitelikler kazandırılmış üretim tekniği değişik bir alüminyumdur. Buna okside edilmiş alüminyum denmektedir. İsmen benzer olmasına rağmen bizim ürettiğimiz metal boru yapımında kullanılan alüminyum ile sözü edilen aynı değildir. Apple ar-ge ve bu teknolojik yeniliklerini satış fiyatına isabetli şekilde yansıtmakta ve piyasada ürün bazında belirleyici olmaktadır. Rakip firmalar Apple ürünlerine yetişmek için çok güçlük çekmektedirler.

Değişik türden metal üretme konusuna başka bir örnek verelim. Uçak parçası üretiyoruz, peki çelik ve alüminyum kütükleri nereden geliyor dersiniz? Ana ülkeden, örneğin Amerika’dan. Lokomotif yaptığımızı söylüyoruz, kaplama sacı nasıl yapılıyor dersiniz? G. Kore’den… Daha temel noktalarda teknik eksiğimiz var. Buna dikkat çekmek istiyorum. Teknolojik ürün meydana getirip pazardan pay kapmaya çalışmadan önce çok çalışmamız gerekmektedir.

Ülkede çoğu zaman görülmektedir ki, üretim sistemleri neredeyse çok uzun süreçler sonra yenilenmektedir. Bunu yaparken önemli bir masraf söz konusudur. Burada verilecek örnek “judo manegement” [3] olacaktır. Bunun anlamı küçüğün büyüğü devirmesi şeklindedir. Bu nasıl oluyor? Büyük şirketler yatırımlarını yapmışlar ve önemli angajmanlara girmişlerdir. Bu ülke çapında böyle olabilir. Yeni bir teknolojiye ait yatırımı riskli görebilir. G. Kore’nin çelik teknolojisi böyle başlamış ve küresel çapta önem kazanmıştır.

Bu duruma karşı gelen örnek vermek de mümkündür. Tesla ve Google gibi şirketler aşırı yenilikçidir. İşte bu sürekli değişen durumun yeni hali hazırdakileri riske atar. Bu dinamik bir inovasyon sistemi anlamına gelir.

Üretim ve tedarik aşamalarından tutunuz her şey simülasyonlarla gerçeğe yakın belirginleştirilmiş olmalıdır. Fikirler hesap edilebilir ölçüye ve yatırıma hazır hale getirilmelidir. Gerekirse eşzamanlı teknoloji üretimi, değişikliler, makine ve ekipman dizaynı şeklinde sisteme dahil edilmelidir. Ve işin sonu gelmeyecek ve ürünün takibiyle devam edecektir.

Üretim konusunda ülkemizde çok eksiklikler var. Hali hazırda yetişmiş ve yaratıcı kişileri temin edemezken gelecekte artacak olacak daha fazla beyin göçü bizi beklemektedir. (bkz: Chasing Innovation [4] ). Ayrıca sürekli kendini yenileyebilen ve üretim teknikleri ile donanmış şirketler gittikçe yeni katılımcıları zora sokar hale gelmektedir. (bkz: Decentralization of Production and Customization Culture [5] ve What is the Future of the Assembly Line? [6] ). Belirtilen bir yapının bütünüyle sistemleştirilmesi için önce çok önemli bir politik kararlılık gerekmekte ve en kısa zamanda uygulanmalıdır. Unutmayalım ki Kore’yi Kore yapan sürekli bireylerin kendilerini geliştirmeleri ve günde 12-16 saat çalışmalarıdır. Önlemler alınmazsa uçurum açılacaktır. (bkz: Impact of Technological Trends: Scenario Planning the Next Technological Paradigm [7] )

Sonuç: Bu konular genel olarak biliniyor, değil mi? Politik alanda çalısmalar yapılmalıdır. Partilerin ilgili programları olmalıdır. Devlet ve şirketler açısından geçerli inovasyon planları yapılamıdır. Hukuk pro-aktif hale getirilmelidir. Medya bu alanda programlar yapmalıdır. Yeterince bilinç ve sinerji meydana getirilmelidir. Enstitüler geliştirilmelidir. Eksik temel maden işleri tamamlanmalıdır. İnsanımıza daha planlı şekilde sahip çıkılmalıdır. Hazır almak yerine üretim alanları yaratılmalıdır. İleri demokrasinin gerektirdiği şeffaflık gibi ilkelere tamamen uyulmalıdır.

[1] Schaller, Robert R. “Moore’s law: past, present and future.” Spectrum, IEEE 34, no. 6 (1997): 52-59.

[2] Yoo, Jung-ho. The Industrial Policy of the 1970s and the Evolution of the Manufacturing Sector in Korea. No. 9017. Korea Development Institute, 1990.

[3] Yoffie, David B., and Michael A. Cusumano. “Judo strategy: The competitive dynamics of Internet time.” Harvard Business Review 77 (1999): 70-82.

[4] Tokmakoglu, Erdem. “Chasing Innovation.” The Policy Wire. January 27,2015. Accessed June 5, 2015.

[5] Tokmakoglu, Erdem. “Decentralization of Production and Customization Culture.” The Policy Wire. January 26,2015. Accessed June 5, 2015.

[6] Tokmakoglu, Erdem. “What is the future of the assembly line?.” The Policy Wire. February 5,2015. Accessed June 5, 2015.

[7] Tokmakoglu, Erdem. “Impact of technological trends: Scenario planning the next technological paradigm.” April 11,2014.

 

Görüş Gönder

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.