Ortamı maniple ederek çıkar elde etme yöntemi asrımızın rutini mi oldu? Buna son verecek kimler? Sade insanlar mı? Yoksa?..

Bu yazıyı tamamen kendi soyutluğunda ve teorik bağlamda okumalısınız. Çünkü bir ima ve yönlendirme amaçlanmamıştır. Eğer aklınızda acaba’lar doğarsa bunlar sadece sizin endişelerinizdir. Ama aslında maniple zor bir konudur, sözcüğün ruhunda tedirgin eden bir taraf vardır.

Çok önceleri manipülasyonu krallar yapabilecek imkanlara sahipti. Köleler neyi maniple edebilirdi ki?.. Bugün küresellik içinde yalana doğru, doğruya yalan katabilecek sayısız güç, aktör veya odak var; içte, dışta, ara hatlarda; sanal, gerçek veya müphem.

TDK sözlüğü çok sınırlı bilgi vermekte… “Maniple (Fransızcadan) – Telgraf işaretlerini göndermek için bir devredeki akımı kesmekte veya yeniden vermekte kullanılan araç, manipülatör.” Alfred Vail isimli bir zat telgraf düzeneğine ilave yapıyor, basit bir kontak anahtarı ekliyor. Bu maniple aygıtı oluyor. Maniple günlük kullanımda bozmak anlamında tahrifat ile açıklanır. Ancak burada ele alınan konu daha teknik ve düşünsel temele dayandırılmıştır.

Dr. Armen Victorian 1940’larda konuyu insan davranışlarını etkilemek ve zihni kontrol etmek açısından psikolojik çalışmalar yapınca Amerika’da gizli servisler tarafından da ilgi görmüş ve konu bu sayede günlük yaşamda etkilemekle ilgili süreçlerde kullanılmaya başlanmıştır. Basitçe konu; insanın bilgi sistematiğinin arasına bir ek yaparak yönlendirmektir. Biri diğerini veya diğerlerini istemleri dışında etkilerse, eklemeler, çıkartmalar yaparak bilgileriyle oynarsa ve dolayısıyla değiştirirse manipüle etmiş olur. Bizler teknik maniple sözcüğünü diğer alanlarda manipüle etme, manipülasyon ve manipülatif hareket şeklinde de kullanmaktayız.

Günlük hayatta olanlara dönüp baktığınızda rahatlıkla göreceksiniz ki, siyasetten ekonomiye, sanattan spora, hemen her alanda, popüler isimler medyayı ve değişik sistemleri yanına alarak (araya birini koymuş oluyor), planlı veya ortaya çıkan fırsatı lehine dönüştürerek ve sade insanlara duygusal yönlerle dokunarak yön verirler. Ama asıl olan nedir? Kendilerini güçlü göstermekte veya güçlendirmektedirler. Toplumu manipüle ederek kendine çıkar sağlama işi böyle basit şekillerde olabilmektedir. Magazin bile bu yönde çalışır. Bu durumun bir kısmı masum, bir kısmı zaruret, bir kısmı tesadüf, bir kısmı yanlışlık, bir kısmı cebren gerçekleştirilir veya değişik şekillerde taktim edilir. Sonuçta ortaya ucuz veya pahalı kahramanlar ve kazananlarla kaybedenler çıkmış olur.

Dışarıdan bakınca işler pek normalmiş gibi gelir sıradan insana. Bu kadarı bile yeterli! İşin esasına bakarak değerlendirin, gerçekte elde ne var, siz söyleyin. Vazgeçilmezler, gündemdekiler, yüksek duygu selleri, türlü tavırlar, söylenenleri tartmak üzere dışavurumlar, nutuklar, akşam evine ekmek götürmekle boğuşan kesimler, inananlar, inanmamakla övünenler… Olan ne, konuşulanlar neler? Harcanan zaman, kazanç, emek, hepsine bakın, bunun yerine işin özüne dair çalışılmış olsa daha iyi olmaz mı? Üretim ve tüketim dengeleri için manipüle şart mı? Ekonomide, diplomaside, siyasette…

Bugünün manipülasyon işi karmaşıktır. Uygulamalar içinde; iriden zerreye, normalden asimetrik olana hemen her tipini görmek mümkün. Düzenlisi varken aynı anda karmaşayla yapılanı da devrede olabilir. Hangisine bakacağını şaşırır insan.

Konuyu öze çekerek irdeleyelim. Önce masallara bakalım. Çocukluğumuzda lala anlatırdı, “Deve tellal, pire berber iken, bir dev varmış, Kaf Dağının arkasından çıkagelmiş, bir dudağı yerde, öbür dudağı gökteymiş, ham yapar yutarmış…” Sade insanlar manipülasyona kendini kral noktasına konumlandırırsa, kişiliğini kararlı şekilde yaşamına dahil ederse, masallardaki devler cüceleşir. Ama mümkün mü? Maalesef. Örneğin hiç kimse elinden düşürmüyor bağlandığı interneti. Dokunuyor şu kadar Cent, beğeniyor bu kadar Cent, üzgün surat işaretliyor bilmem ne Cent… Başka? Sürekli program yapılıyor televizyonlarda, şu haklı bu değil diyorlar… Mağazalar indirime gidiyor, iki alana bir bedava… Maaşlara zam yapmak sosyal devlet olmak, deniyor. Sınavsız okuman imkansız, deniyor. Rus turist olmazsa işler kötü, deniyor. Daha neler neler…

Bana göre “atılan taş ile ürkütülen kurbağa” hesabı var bu tür manipülatif işlerde. Sorular sorsak işin içinden çıkılmaz olacak: Neden kurbağa, kurbağaya taş atılmalı mı, mutlaka taş mı atılmalı yoksa başka bir şey mi yapılmalı, kurbağa ürktü mü, ürktü de ne elde edildi?.. Geçelim yaşama: Kurbağa bugün ateşler altındaki bir ülke, taş ise küresel bir aktör olsa veya kurbağa radikal terör örgütü, taş küçük bir taşeron örgüt olsa, bakın bakalım ne sonuç elde ediliyor? Dev, Kaf Dağından değil, denizleri aşarak geliyor… Milyonlar yersiz yurtsuz kalmış, on binler ölmüş, yüz binler yaralı… Yoksa taş taş üstünde kalmamış ülke kurbağa değil keklik, radikal teröristler ise sinek mi? Hepsi bir yana ortamda bir maniple mi var? İşin başı ne idi ki sonu bu oldu?

Etrafınıza bir de bu gözle bakın, ama her konuya. İnsanın aklına bir söz geliyor: Yalan dünya!.. Öyleyse şimdi de biraz felsefe yapalım.

Güç dengeleri kuramsaldır. Dış kaynaklı işlerin konjonktürel etkileri en çok çalkantılı dönemlerde geçerlidir. Çalkantı doğallıkla çıksa da gerçekte çıkması istenenler daha da çoktur. Bu bir plandır; önce çalkantı maniple edilir, sürüklenme başlar, tetiklenmeler, etkileşimler, ara sonuçlar; sürüklenerek gelip biriken istenen pozisyonu alır ve bekler, “Şimdi ne yapacağım?” diye. Önüne kağıdı koyarlar, “Mecbursun, imzala,” veya “Bak sana zor durumunda da yardım eli uzattım, borçlusun,” derler.

Henry Kissinger, “Her şey geleceğin nasıl tasavvur edildiğine bağlıdır!” diyor. Tasavvur oyunun senaryosunu yazmak için başta alınan ilhamdır. Eğer içerideki plancılar iyi ise işler iyi bağlanır. Oyun yazarı; farklılıklara, eğilimlerin önemi konusundaki değerlendirmelere ve çeşitli çözümlerin birbiriyle çatışan kriterlere bakar. Siz en kıymetli işinize bile bu kapsamda bakmamışsınızdır. Oyun yazarı bilir, bilerek attırır oyuncuya her adımını. Hüneri de bundandır. Bu nedenle farklılıkların önündekiler ilk maniple olanlardır, sonra karışır gider…

Maniple zorlamaktır, hedef bilse de bilmese de. İyi niyetli olan daha mükemmel için zorlar, bu anlaşılırdır. Ama bir oyunla manipülasyon yapanın iyi niyetinden şüphelenmek mümkündür. Çünkü neye, ne kadar ve hangi yöne doğru ağırlık yüklendiğinin farkına varmadan yapılır bütün düzenler, zorlamalar hedeftekinin kendi eliyle gelişir daha sonradan; “Mecburduk!” dedirtir. Ya avunan olur ya da kullanılan. Dr. Armen Victorian’dan aldıklarını geliştiren Amerikan gizli servisleri bu tür oyunları çokça uygulamıştır.

Akıl akıldan, el elden üstündür… Strateji stratejiye karşıdır ve biri diğerine üstündür. Karşı tarafa boyun eğdirecek soyut bir düşünceyi tamamıyla mükemmel kılmak ancak deha elinden çıkma planlamaların eseridir. Kontrollü kaos da buna dahildir. Sıradan planlar kısıtlı işleri takip etsin, daha büyük tepki alana dek. Bu hazır olmadan ortaya çıkmaktır. Birini maniple etmeye çalışırken, başkasına maniple için açık olmaktır. Konu böyle olmasaydı herkes anlardı manipülasyonu daha başından itibaren. Tedbir alırdı. Ama anlaşılamaz, belki işin bir kısmıyla ilerlendiğinde sırıtır, ben buradayım der. İş işten geçmiştir artık.

Bilgisiyle, tasarısıyla, tekniğiyle ve teknolojisiyle avantajlılar ileri adımlarda olacakları daha ayrıntıda yakalarlar, sistemleştirirler, simülasyonlarını ve senaryolarını yazarlar. Bunlar geride kalmışları çok rahat maniple ederler. Eğer ahlak anlayışı ile de oynandı ise hakkaniyet bir şey ifade etmez olur; geri kalmış olan ileridekinin oyuncağıdır artık.

Gerideki öndekinin jargonunu öğreninceye kadar diğeri bütün yazdığı kodları devreye koymuştur bile. Tek bir avuntu kalır geriye: “Kısmet!” Yani zamanın ve zeminin getirdiği hesaba katılamayan diğer unsurlar istemsiz devrede olduğunda kötü durumdan sıyrılabilmek mümkün olabilir.

Kulaklarda Süleyman Demirel’den bir ses çınlıyor: “Dün dündür, bugün bugündür!” Peki, yarınlar nasıl olacak? Oyunu bilenlere mi sormak gerekir? Dağları, okyanusları aşabilene mi? Bugün dünyada olup biteni Amerika mı biliyor? Diğerleri ona mı soracaklar? Nerede kaldı özgürlük, egemenlik, insan hakları?.. Tarih bunları yazmaya başladığında belki ben yeni bir keşif yapmışçasına gerçekle yüzleşmiş olacağım.

Deli Dumrul tutmuş köprüleri. Vazgeçemiyor sade insan alıştıklarından, ben bu köprüden geçmeyeceğim diyemiyor. İşte bu nedenle dünya yalan oluyor, gerçeklerin üstünden basılarak yürünüyor. Manipülasyondan kurtulmak mümkün olamıyor. Mors’un kesik çizgileri ve noktaları arasına giren sadece manipüle edilenler. Çünkü haberleşme devam ediyor, etmek zorunda… Sade insan, ben, sen, o, vakit geçiriyor, ömrünü tamamlama peşinde. Zamanı gelince şahlanıyor, yalana dur demek istiyor, sonra haberleşme yine devam ediyor.

(Görsel: Flickr, SETShots)

Görüş Gönder

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.